BEL AĞRISI

Belimiz 5 adet omurgadan ve omurga aralarında disk denilen yastıklardan oluşan bir yapıya sahiptir. Gövdemizden gelen yükü kalçaya bacaklara aktarma ve postürümüzü (duruşumuzu) sağlama görevleri vardır. Gövdemize destek olarak dik durmamızı sağlarken, aynı zamanda her yöne eğilme hareketleri yapmamıza izin verir. Omurlar birbirine disk yastıkları ve faset eklemi denilen eklemler ile bağlıdır. Bu ana bağlantıların yanı sıra omurların çevresinde destek bağ ve kas dokusu sayesinde omurlar birbirine sıkıca bağlı halde durur. Tüm bu yapılar uyum içerisinde gövdenin yükünü taşıyıp, dik pozisyonda durmamızı sağlarken belirli hareketlerimize izin verir. Tüm yapıları sağlıklı bir bel, ağrıya yol açmaz.

Bel ağrısı erişkinlerde çok yaygın görülen bir hastalıktır. Tüm erişkinlerin yaklaşık %80’i yaşamları boyunca en az bir kez bel ağrısı atağı geçirirler. Yaşamın belirli bir kesitinde tüm erişkinler aynı anda sorgulanabilse %15’in bel ağrısı olduğu görülür. Bel ağrısı travma, ağırlık kaldırma veya yapılan ters bir harekete bağlı oluşabilirken, bilinen bir neden olmadan da meydana gelebilir. Ağrı aniden veya şiddeti giderek artan bir şekilde başlayabilir. Bel ağrısı derinden gelen bir sızı, yanma şeklinde olabilir. Bel ağrısına tek taraflı veya çift taraflı kalçaya veya uyluğa yansıyan ağrı eşlik edebilir.

BEL AĞRISININ NEDENİ NEDİR?

Bel ağrısının gerçek kaynağını bulmak zordur. Diskin kendisi, çevredeki bağ ve kas dokusu, faset eklemleri ve ligamentleri, kıkırdak yapılar ağrı kaynağı olabilir. Bel ve bacak ağrısı nedenleri;

  • Omurilik kökenli
    • Multibl skleroz
    • Omurilik tümörleri (epandimom, astrositom)
  • Sinir kökü basısı kökenli
    • Disk hernisi, lomber stenoz, spondilolistezis
    • Spondiloartropati
    • Metabolik (osteoporoz, Paget hast)
    • Omurga tümörleri (metastaz, primer)
    • Omurga dışı tümörler (nörofi brom, meningiom, epandimom)
    • İnfeksiyonlar (brusella, osteomyelit, diskit, tüberküloz)
    • Travma
    • Konjenital (perinöral kist, gergin omurilik send)
  • Alt karın içi kökenli
    • Abdominal tümör
    • Retroperitoneal hematom / infeksiyon
    • Pelviste kırık
  • Bacağa giden sinir kökenli
    • Diabetus mellitus
    • Travma
    • Tuzak nöropatileri
    • Tümör

En sık bel ağrısı nedeni disk kökenli ağrılardır. Yaşlanma ile beraber diskin içeriğinde su oranı azalır. Yapı değişikliğine bağlı çevreye yansıttığı yüklerin dağılımı değişir. Sonuç olarak küçük travmalar ile zayıfl ayan anulus fi brosus tabakasında yırtık oluşur. Tüm bu değişikler disk kaynaklı ağrıya yol açar. Diskin yapısındaki bozukluk bir bütün yapı olan omurga segmentinin diğer yapılarında da bozulmaya yol açabilir. Bu durumda diğer yapılardan kaynaklı ağrıda gelişebilir. Bu süreç diskin kendini onarması ile sonuçlanabileceği gibi, iç tabakanın sinirlere doğru taşması şeklinde tanımlanabilecek disk hernisine ya da kemik yapının kuvvet dağılımındaki bozulmaya bağlı olarak yapı değişikliği göstermesinden dolayı lomber dar kanal veya bel kayması olarak tanımlanan hastalıklara yol açabilir.

BEL AĞRISI NE KADAR SÜRER?

Bel ağrısı atağı, ağrı kaynağı neresi olursa olsun, belli bir süre sonra, dokunun kendisini onarmasına bağlı olarak kendiliğinden geçer. Bel ağrılarının yaklaşık %50’si 2 hafta, %80’i 6 hafta içerinde azalarak geçer. Bir kez bel ağrısı atağı geçiren kişilerin %30’unda bel ağrısı tekrarlayabilir ve kronikleşebilir. Altı hafta geçmesine rağmen geçmeyen bel ağrısı kronikleşmiş sayılır.

NE YAPMALI?

Nadir de olsa bel ağrısı başka bir hastalık belirtisi olarak başlayabileceği için, bel ağrısı atağı geçiren kişinin bir hekime başvurmasında yarar vardır. Ağrıyla beraber seyreden ateş, terleme, kilo kaybı gibi belirtilerin olup olmadığı hekim tarafından değerlendirilir.

Bel ağrısının doğal seyri kendiliğinden iyileşmektir. Fakat bu ağrılı dönemin daha rahat geçirilmesi için hekim bazı önerilerde bulunabilir. Kısa süreli (4 gün) yatak istirahatı, ağrı kesici ve adale gevşetici ilaçlar bu önerilerden bazılarıdır. Bu süreçte hekimin saptadığı başka hastalık belirtisi yoksa direk grafi, manyetik rezonans görüntüleme gibi radyolojik incelemelere gerek yoktur. Altı hafta geçmesine rağmen bel ağrısı devam ederse radyolojik inceleme yapılır.

Akut ağrı atağında kısa süreli yatak istirahatı, belin üzerine binen yükü azaltacağı için yararlıdır. Ancak yatak istirahatı 4 günü geçerse, omurganın etrafında bulunan destek kasları zayıfl ayacağından, yaradan çok zarar verebilir. Sanılanın aksine sert bir zeminde yatak istirahatı uygun değildir. Önemli olan yatağın konduğu zeminin sert olmasıdır. Günümüzde kullandığımız hemen hemen bütün yatak modelleri bu özelliği taşımaktadır. Bel ağrı tedavisinde önerilen ağrı kesici ilaçlar genellikle yangı giderici, yani ağrı hissine neden olan bazı kimyasal mekanizmaları engellemeye yönelik ilaçlardır. Bu ilaçları doktor önerisi dışında kullanmak, özellikle sindirim sistemi üzerinde oluşturabileceği yan etkilerinden dolayı uygun değildir. Bu ilaçları doktorunuzun önerdiği sürede ve dozda kullanmakta yarar vardır. Unutulmaması gereken en önemli nokta, bel ağrısı için yapılan bütün tıbbi tedavi yöntemleri ağrı kaynağını ortadan kaldırmaz, ağrının hissediliş derecesini azaltır. Vücudumuzun tamir mekanizmaları 6 haftaya kadar ağrı kaynağı olan dokuyu onarabilirse bel ağrısı geçer.

NE ZAMAN DURUM CİDDİDİR VE NE ZAMAN MUTLAKA DOKTORA GİTMEK GEREKİR?

  • 6 hafta geçmesine rağmen geçmeyen bel ve/ veya bacak ağrısı ☞ Bacakta güç kaybı hissedilmesi
  • İdrar yapmakta veya tutmakta güçlük
  • Makat bölgesini içeren uyuşukluk hissi
  • Kısa mesafe yürüyüşlerde bile her iki veya tek bacakta gelişen uyuşukluk, yorgunluk hissi

Özellikle idrar yapma güçlüğü veya makat bölgesinde uyuşukluk yakınmaları geliştiği zaman veya bacakta belirgin güç kaybı gelişirse, acil cerrahi girişim endikasyonu vardır. Bu durumlarda sinir dokusu basısı ciddi boyutlarda olduğu için, erken dönemde yapılacak cerrahi girişim yakınmaların düzelmesini sağlayabilir. Zaman geçtikçe yakınmaların kalıcı olma olasılığı yükselir.

Geçmeyen bel ve bacak ağrısı yakınması ile başvurduğunuz hekiminiz yaptığı muayenesinde kuvvet kaybı bulmazsa, radyolojik incelemelerin ışığında size cerrahi girişim dahil olmak üzere çeşitli tedavi yöntemleri önerecektir. Ağrının şiddetine, yaşamınızı etkileme boyutuna göre bu tedavi seçeneklerinden birisine karar verilecektir.

BEL EGZERSİZİ

Omurga Hastalıklarında Tedavinin Bel Kemiği

EGZERSİZİN ÖNEMİ

Omurga uzmanları, bel ağrısı olan hastalarda fiziksel aktivitenin önemi konusunda hemfikirdirler. Bu broşür, ağrınızı kontrol altına alırken aynı zamanda nasıl aktif kalabileceğiniz ve bel ağrısının tekrar etmemesi için uygun koruyucu hareketlerin neler olduğu hakkında bilgi vermek üzere hazırlanmıştır.

Hekiminizin bel ağrınızı tedavi ederken hedefleri;

  • İyi iletişim kurmak
  • Durumunuzu açıklamak ve durumunuz hakkında size sağlıklı bilgi vermek
  • Korkularınızı azaltmak
  • Fiziksel aktivitenizi geliştirmek
  • Uygun egzersizleri öğretmek
  • Vücut mekaniğini güçlendirmek ve,
  • Pasif tedavileri uzun süre uygulamanızı önlemektir.

NE TİP EGZERSİZLER YAPILMALIDIR?

Ağrınızı artırmadan nasıl olup da fiziksel olarak aktif

kalabileceksiniz? Birçok insan dikkatlice seçilmiş egzersizlerin ağrılarını azaltabileceğini öğrendiklerinde şaşırmaktadırlar. Bu broşürdeki bazı egzersizler hızlı ve belirgin iyileşme sağlayabilmektedir.

Ağrı bir kere azaldıktan veya kaybolduktan sonra diğer egzersizler bel hareketlerini düzenlemeye ve kas gücünü artırmaya yardımcı olacaktır. Bunlar tam olarak iyileşmenizi sağlayacak ve tekrarlayan ağrılara karşı koruyacaktır. Birçok doktor, aktivite sırasında ortaya çıkan ağrının aktivite sonrasında devam etmediği sürece sorun yaratmayacağını, bu yüzden aktif olmaya çalışmanız gerektiğini savunmaktadır.

Bütün egzersizler herkes için uygun değildir. Şayet egzersiz sırasında ciddi derecede ağrınız olursa egzersize devam etmeyiniz ve doktorunuzu durumdan haberdar ediniz.

EGZERSİZ SEÇİMİNDE AĞRI ŞİDDETİ GÖZ ÖNÜNDE TUTULMALIDIR

Ağrınızı artıracak egzersizlerden sakınmanız önemlidir. Aşağıdaki şekilde yayılan ağrılar belinize zarar verebileceğinizi düşündürmelidir;

  • Belinizin merkezinden dışa doğru
  • Kalçanıza doğru veya,
  • Bacağınıza doğru uzanan ağrılar.

Bu ağrılar egzersiz yaparken veya bazı pozisyonlarda ortaya çıkabilir.

İşin iyi yanı, bunların tersinin de doğru olmasıdır. Ayağınıza veya kalçanıza uzanan ağrılar belinizde toplanabilir (ağrının merkezîleşmesi). Bu çoğunlukla gelişme gösterdiğiniz ve iyileşmeye başladığınız anlamına gelir. Bu durumu oluşturacak egzersiz ve pozisyonları kendiniz bulabilirsiniz. Ağrıların tamamı merkeze toplandıktan sonra devam eden egzersizlerle ağrılarınız sıklıkla azalıp kaybolacaktır.

Ağrılar en çok şu dört egzersiz ile merkezileşip kaybolmaktadır:

  • Düz zeminde yürüyüş
  • Geriye esneme
  • Yüz üstü dirsek üzeri
  • Şınav

Bu egzersizlere diğer aktiviteleri yaparken ağrınızı gözlemleyin. Merkezde toplandığına, azalma gösterdiğine veya en azından kötüleşmeden aynı kaldığına emin olun.

POSTURUN ÖNEMİ

Uygun egzersizin yanı sıra ayakta dururken veya otururken iyi bir posture (duruş) sahip olmak da önemlidir, Gereğinden uzun süre oturmamaya ve otururken yayılmadan, dik oturmaya özen gösteriniz. Şayet otururken şikayetleriniz artıyorsa ve hatta kalçanıza veya bacaklarınıza doğru uzanıyorsa pozisyonunuzu kontrol ediniz. Birçok hastada dik oturmak ağrıyı merkezileştirmeye ve azaltmaya yardım etmektedir. Dik oturmayı kasları kuvvetlendirici bir egzersiz gibi düşünmek daha doğru oturma alışkanlığının kazanılmasına yardım edecektir. Bir kez ağrınız kaybolduktan sonra dik oturmak şikayetlerinizin tekrar başlamasının çoğunlukla önüne geçer Eğer uzun süre oturmanız gerekiyorsa, bel boşluğunuza onun içe doğru olan doğal kavisini artıracak şekilde bir yastıkçık koymanız ve kalçanızı diz seviyesinin biraz daha yukarısında tutmanız önerilir.

AĞRILAR AZALDIKTAN SONRA YAPILACAK EGZERSİZLER

Ağrınız bir kere azaldıktan veya kaybolduktan sonra bazı basit öne esneme hareketlerinden başlayarak hareket aralığınızı kademeli ve dikkatli bir şekilde arttırınız. Bu egzersizlere ağrınızın yeniden başlamadığı, artmadığı veya merkezden bacaklara veya kalçaya yayılmadığı sürece devam ediniz.

Birçok insan için dik oturmaya davam etmek, oldukça faydalıdır.

GÜÇLENDİRME ÇALIŞMALARI

Bel ağrısından muzdarip çoğu insan, zayıf sırt kaslarına sahiptir. Güçlendirme egzersizleri sizi gelecekte ortaya çıkabilecek sorunlardan korur. Bütün vücut hareketleri ve postürü (dik oturtmak da dahil) yeterli kas gücüne ve esnekliğine ihtiyaç duyar ki bu da güçlendirme ve germe egzersizleri ile elde edilebilir. Orta düzeyde yapılan bir güçlendirme çalışması genel vücut sağlığınız açısından çok değerlidir ve bel ağrısı çekenler için ayrı bir öneme haizdir.

Bel kaslarını güçlendirmek size iki şekilde fayda sağlar:

  1. Kan akımını hızlandırarak hasarlı dokunun Tamirini hızlandırır
  1. Güç ve dayanıklılığı artırarak günlük yaşam fonksiyonlarınızı geliştirir.

Hasarlı dokuların tamiri ve iyileşmesi için besin öğeleri, iyi bir kan akımı ile hasarlı alana getirilmelidir. Bel kasları için güçlendirme çalışmaları ile egzersiz yapan kas ve yanındaki dokularda kan akımı artar. Bu durum yürüme, yüzme ve bisiklet sürme gibi aerobik egzersizler için de geçerlidir.

Kaslarınızı güçlendirmek aynı zamanda sizin gün içinde iş yapabilirliğinizi de artırır. Bel kaslarını güçlendirmenin yanı sıra karın kaslarına ve bacağın üst ve alt kısmında yer alan büyük kas guruplarına da gereken önem verilmelidir. Bu kaslar dengeyi sağlayarak sırt ve karın kaslarına önemli oranda destek olurlar. Günlük hareketleri çok daha rahat yapmamızı sağlarlar ve düşme riskimizi azaltırlar.

Özel aletler ve jimnastik salonları bu konuda bize yardımcı olabilirler fakat bel kaslarını evde güçlendirebileceğiniz, çok az teknik ekipman gerektiren ve pahalı olmayan yöntemler de mevcuttur. Belden aşağısına basitçe eklenecek bir veya iki yastık daha fazla direnç sağlayacaktır. Sıklıkla kullanılan ve oldukça faydalı olan iki ekipmandan biri İsveç topu) ve diğeri de temel bir Romen sandalyesidir.

ÖZET

İyi bir bel tedavisi ardından orta derecede güçlendirmenin yapıldığı ağrı azaltıcı egzersizleri ve uygun germe çalışmalarını içerir. Bu teknikleri uygulamak ağrılarınızın azalmasına ve gelecekte de şikayetlerin tekrar ortaya çıkmasının önlenmesine yardımcı olacaktır.

NEREDEN BAŞLAMALISINIZ?

Resim 1-Yürüyüş: Her gün 10 dakika ile başlayınız ve 30 dakikaya kadar çıkınız Yürüme mesafesi ve hızını da tölere edebildiğiniz kadar artırınız.

Ayakta geriye esneme: Elinizi belinizin her iki yanına koyun. Tolere edebildiğiniz kadar geriye esnerken parmaklarınızla içe doğru bastırınız. Bu şekilde 1-2 saniye bekleyiniz. Her seferinde daha fazla esnemeye çalışarak hareketi 10 defa tekrarlayınız. Ağrınız ortaya çıkmıyorsa her 2 saatte bir tekrar uygulayın

Yüz üstü dirsek üzeri: Beliniz içe çökecek şekilde dirsek üzerinde durun. Bu halde 10 saniye bekleyiniz. Hareketi 3 defe tekrarlayın. Ağrınız artmıyorsa her 2 saatte bir tekrar uygulayın.

Şinav: Gövdeniz elleriniz üzerinde yükselterek belinizi çukurlaştırın. 1-2 saniye bekledikten sonra yüzüstü uzanır pozisyona tekrar dönün. Her seferinde bel çukurluğunuzu artırarak 10 defa tekrarlayın. Ağrınız artmıyorsa her 2 saatte bir tekrar uygulayın.

Ayakta duruş postürü: Kafanızı geriye atıp çenenizi kaldırın; kulaklar omuzlar ve basenleriniz aynı hizada ve ayaklarınızla dengeli pozisyonda bulunmalıdır.

Oturma postürü: Otururken kulaklar, omuzlar ve basenler aynı hizada bulunmalıdır.

Tek diz göğse çekilmiş: Bir dizi göğsünüze kadar çekip o şekilde 10 saniye tutunuz. Bu hareketi her iki bacak için de 3’er kez tekrar edin.

Her iki diz göğse çekilmiş: Her iki dizi göğsünüze kadar çekip o şekilde 10 saniye tutunuz. Bu hareketi 3 kez tekrar edin. Ağrınızda artış olmazsa gün içinde bu uygulamayı 2-3 kere tekrarlayınız.

GÜÇLENDİRME EGZERSİZLERİ

Yüzüstü geriye esneme: Ellerinizi arkanızda birleştirerek baş ve omuzlarınızı yerden kaldırın. Bu şekilde de 5-10 saniye bekleyin. Hareketi 3 kez tekrar edin.

Topla yüzüstü geriye esneme: Ellerinizi arkanızda birleştirerek baş ve omuzlarınızı yerden kaldırın. Bu şekilde de 5-10 saniye bekleyin. Hareketi 3 kez tekrar edin.

Romen sandalyesinde geriye esneme:Bu daha ileri evre bir egzersizdir ve herkes için uygun olmayabilir! Basen çıkıntısı üzerine basen yastıkçığı yerleştirildikten sonra bel kasları kullanılarak gövde kaldırılır. Egzersiz yavaş bir şekilde yapılmalıdır (3’e sayana kadar yukarı ve 4’e sayana kadar aşağı). Hareketi 5-10 kez tekrar edin.

Yukarı katlanma: Ellerinizi dizlerinize doğru uzatın ve belinizi düz hale getirin. Baş ve omuzlarınızı zeminden kaldırarak 5-10 saniye bekleyin. Hareketi 3 kez tekrarlayın.

Kedi/Deve Pozisyonu: Ellerinizi omuz, dizlerinizi kalçanız hizasına getirin. Karın kaslarınızı kasarak sırtınızı yuvarlaklaştırın ve 5-10 saniye bekleyin. Gevşeyerek belinizi çukurlaştırın.

Sırtüstü topla esneme: Ellerinizi zemine koyarak kalçanızı yerden kaldırın. Bu şekilde 5-10 saniye bekleyin. Hareketi 3 kez tekrarlayın.

Sandalye kalkışı: Elleriniz göğüs üzerinde çapraz halde yavaşça (3’e kadar sayarak) sandalyeden kalkınız ve yine yavaşça oturunuz. Bu hareketi 5-10 kez tekrar ediniz.

BEL FITIĞI

Omurga, omur adı verilen birbirine bağlı bir dizi kemik yapıdan oluşmuştur. Disk, omurları birbirine bağlayan ve omurlar arası yastık gibi işlev gören sağlam bir bağ dokudur. Diskler, anulus fibrosus adı verilen sağlam bir dış tabakadan ve ortasında jel yapıdaki nukleus pulposusdan oluşur. Kişi yaşlandıkça ortadaki jel yapı su içeriğini kaybederek yastık görevin daha az yerine getirmeye başlar. Bu durum, disk merkezinin dış tabakadaki bir çatlak yoluyla yer değiştirerek disk fıtıklaşması (bel fıtığı) denilen durumu oluşturmasına neden olur. Fıtıkların çoğu bel omurlarının tam bel bölgesinde ve belin hemen altında bulunan son iki diskinde oluşmaktadır. Fıtıklaşmış bir disk, bel ağrısı oluşturabildiği gibi, omurgadan çıkan sinirlere baskı oluşturabilir ve siyatik olarak adlandırılan bacaklarda ağrı, uyuşma ve ayakta güçsüzlüğe neden olabilir.

Bel ve bacak ağrısının bel fıtığının dışında birçok başka sebebi de bulunmaktadır. Bu nedenle ayırıcı tanının dikkatli yapılması gereklidir.

TEDAVİ YÖNTEMLERİ NELERDİR?

Ani gelişen bel fıtığı olan hastaların yaklaşık %80 – %90, cerrahi müdahale olmadan iyileşebilmektedir. Doktorunuz genellikle cerrahi dışı yöntemler ile tedaviye başlayacaktır Şayet ağrınız nedeniyle hala günlük yaşam aktivitelerinizi yerine getiremiyorsanız, ciddi güç kaybı veya idrar tutamama gibi sorunlar varsa, hekiminiz size cerrahi tedaviyi önerebilir.

Cerrahi tedavi her ne kadar bacağınızın eski gücünü tam olarak geri getiremese de daha da güçsüzleşmesini önler ve bacak ağrınızı geçmesine yardımcı olur Cerrahi genellikle sizi bacak ağrısından kurtarmak için önerilir ve bu konuda 9690’in üzerinde başarıya sahiptir, fakat bel ağrını geçirmekte daha az oranda etkilidir.

CERRAHİ DIŞI TEDAVİ YÖNTEMLERİ

Hekiminiz size cerrahi dışı tedaviler olarak kısa süreli istirahat, şişliği azaltmak için antienflamatuar tedavi, ağrıyı kontrol altına almak için ağrı kesiciler, fizik tedavi, egzersizler veya epidural steroid enjeksiyonu tedavisi önerebilir. Şayet size istirahat önerildi ise önerilen süre kadar yatak istirahati yapmaya özen gösteriniz. Çok uzun süreli yatak istirahati, eklemlerde sertliğe ve kaslarınızda güçsüzlüğe neden olarak ağrıyı azaltacak hareketleri yapmanıza engel olur. Tedaviniz sırasında doktorunuza tekrar çalışmaya ne zaman başlayabileceğinizi sorunuz.

Hekiminiz tedaviye başladıktan sonra, belinizi zorlamadan günlük yaşam aktivitelerinizi nasıl yapacağınıza dair eğitim verebilir.

Cerrahi dışı tedavinin amacı sinir ve disk zedelenmesini azaltmak ve omurgayı korumak için fizik kondisyonu geliştirmek ve genel vücut işlevselliğini arttırmaktır. Bu, bel fıtığı hastalarının çoğunda ancak birden fazla tedavi yönteminin bir arada uygulandığı organize bir program ile gerçekleştirilebilir.

Hekiminiz sizi egzersiz programına hazırlayabilmek için ağrınızı azaltmak ve kas spazmını çözmek için bazen öncelikle ultrason, elektrik uyarımı, sıcak soğuk uygulamalar ve yüzeysel yöntemleri önerebilir.

Traksiyon (germe) da bazı hastalarda sınırlı ağrı kontrolü sağlayabilir. Bazen de doktorunuz fıtığınızı iyileştiremeyecek olmasına rağmen, ağrınızı azaltmak için çelik çubukları bulunan veya esnek bel korseleri kullanmanızı önerebilir. Manipülasyon (bel çekme), spesifik olmayan bel ağrılarında kısa süreli bir iyileşme sağlayabilirse de bel fıtığı vakalarında çoğunlukla önerilmemektedir.

Bel veya bacak ağrılarınızı azaltmak için öncelikle hafif germe egzersizleri ve postur değişiklikleri önerilmelidir. Ağrınız azaldıktan sonra esneklik kuvvet ve dayanıklılığınızı geliştirecek ve normal günlük yaşantınıza dönmenize yardımcı olacak daha etkin egzersizler yapılabilir.

Egzersizlere başlandıktan sonra iyileşme durumuna göre egzersiz tipi şekillendirilmelidir. Ev egzersizleri ve germe programlarını öğrenmek ve devam ettirmek tedavinin önemli parçalarıdır.

İLAÇ TEDAVİSİ VE AĞRI KONTROLÜ

Ağrıyı kontrol altına almak için kullanılan ilaçlara analjezik ilaçlar (ağrı kesiciler) denir. Çok sık olmamakla birlikte bazen kas gevşeticiler önerilebilir. Şayet şiddetli ağrınız varsa doktorunuz kısa bir süre için narkotik ağrı kesicileri kullanmanızı örrebilir. Bu ilaçları sadece ihtiyacınız dahilinde kullanınız. Aksi taktirde uzun süre ve yüksek dozda kullanmanız daha hızlı iyileşmenize neden olmayacağı gibi kabızlık ve uyku hali gibi istenmeyen yan etkilere neden olabilir ve bu ilaçlara bağımlı hale gelebilirsiniz.

İlaçların tamamı sadece önerildiği şekilde kullanılmalıdır. Doktorunuza kullanmakta olduğunuz ilaçları tam olarak bildiriniz ve verilen tedaviden fayda görüp görmediğinizi belirtiniz.

Nonsteroidal antienflamatuar ilaçlar (NSAll) da ağrı kesicilerdir ve ayrıca bel fıtığının bir sonucu olarak ortaya çıkan şişlik ve enflamasyonu azaltmak için kullanılırlar. Şayet doktorunuz size ağrı kesici veya antienflamatuar ilaçlar önerdiyse mide ağrısı veya kanaması gibi yan etkileri yönünden dikkatli olmalısınız. Ağrı kesici veya antienflamatuar ilaçların uzun süreli kullanımlarında ortaya çıkabilecek problemler açısından doktorunuzun kontrolünde olmalısınız.

Şayet şiddetli bacak ağrınız varsa epidural enjeksiyonlar veya ‘bloklar’ önerilebilir. Bunlar epidural mesafeye (spinal sinirlerin etrafındaki boşluk) bu teknik üzerine özel olarak eğitim almış bir doktor tarafından yapılan kortikosteroid enjeksiyonlarıdır. İlk enjeksiyondan sonra birkaç kez daha aynı işlem tekrarlanabilir. Bu tedaviler genellikle kapsamlı bir fizik tedavi programının bir parçası olarak uygulanmaktadır Bu enjeksiyonların amacı sinir ve diskin enflamasyonunu azaltmaktır.

Tetik nokta enjeksiyonları doğrudan belde ya da kalçada ağrıyan yumuşak doku veya kas içine bazen kortikosteroid ile birlikte yapılan lokal anestezik madde enjeksiyonlarıdır. Ağrını kontrol altına alınmasında sıklıkla yararlı olmasına rağmen tetik nokta enjeksiyonlarının bel fıtığı üzerine iyileştirici bir etkisi yoktur.

CERRAHİ TEDAVİ

Cerrahinin amacı ağrı ve bacakta güçsüzlüğe neden olan fıtıklaşmış diskin sinire baskısını ortadan kaldırmaktır. En sık kullanılan yöntem diskektomi veya sadece fıtıklaşan disk parçasının temizlendiği parsiyel (kismi) diskektomidir. Diski net olarak görebilmek için bazen, diskin arka tarafında bulunan lamina denen kemiğin bir kısmını çıkarmak gerekir. Alınan kemik çok az bir parça (hemilaminatomi) veya daha geniş bir kısım (hemilaminektomi) olabilir. Bazı cerrahlar bazı vakalarda endoskop veya mikroskop kullanabilirler.

Diskektomi lokal, spinal veya genel anestezi altında yapılabilir. Hasta ameliyat masasına yüzüstü, genellikle de dizüstü pozisyonda yatar. Fıtıklaşan diskin üzerinde cilde küçük bir kesi yapılır ve omurganın üzerindeki kaslar kemikten sıyrılır. Cerrahın sıkışmış siniri görebilmesi için küçük bir parça kemik çıkarılabilir. Fıtıklaşmış disk ve kopan parçaları çıkarılarak sinir sıkışıklığı giderilir. Osteofit denilen kemik çıkıntılar da sinire baskı oluşturabilecek herhangi bir şey kalmaması için temizlenir. Genellikle kanama çok az olur.

AMELİYAT SONRASI NELER UMABİLİRİM?

Şayet bel ağrısından ziyade bacak ağrısından rahatsız iseniz, cerrahiden iyi sonuç alabilirsiniz. Ameliyat öncesi doktorunuz fıtığınızın siniri sıkıştırdığından ve ağrınıza neden olduğundan emin olmak için birtakım testler yapacaktır. Fizik muayenede; siyatik ağrısını gösteren düz bacak germe testi, muhtemelen kas güçsüzlüğü, hissizlik ve refleks değişiklikleri bulunabilir. Bunlara ek olarak sinir sıkışıklığını kesin olarak görmek için manyetik rezonans (MR), bilgisayarlı tomografi (BT) gibi bir görüntüleme yöntemi kullanılır. Eğer bu testlerin hepsi pozitif çıkar ve doktorunuz sinir sıkışıklığınız olduğundan emin ise cerrahi sonrası bacak ağrısından kurtulma şansınız yaklaşık olarak %90’dır.

Diskektomi sonrası hastaların çoğunda herhangi bir komplikasyon meydana gelmez. Fakat bir miktar kanamanız olabilir, enfeksiyon oluşabilir, siniri koruyan zarın (dura mater) yırtılması veya sinir zedelenmesi meydana gelebilir. Diskin tekrar yırtılması ve şikayetlere yol açması da mümkündür. Bu durum hastaların yaklaşık %5’inde görülmektedir.

Ameliyat sonrası hareket kısıtlamalarını doktorunuzdan öğreniniz. Anesteziden uyandıktan sonra yataktan kalkıp yürüyüş yapmak önerilebilir. Hastaların çoğu ameliyattan sonra 24 saat içinde ve sıklıkla da aynı gün içinde ilerleyen saatlerde taburcu olmaktadırlar.

Eve gittikten sonra ilk dört hafta içinde araba kullanmaktan, uzun süreli oturmaktan, ağır yük kaldırmaktan ve öne eğilmekten sakınmalısınız. Bazı hastalar, ameliyat sonrası bir rehabilitasyon programından fayda görebilirler. Tekrar oluşmasını önlemek için belinizi kuvvetlendirici egzersiz yapmanızın uygun olup olmadığını doktorunuzdan öğrenebilirsiniz.

ACİL AMELİYAT GEREKEBİLİR Mİ?

Bazen fıtık bacağa giden sinir köküne bası yaparak bacakta belirgin güç kaybına neden olabilir, bel fıtığı nedeniyle acil ameliyat gerekebilir. Böyle bir şey olursa hemen doktorunuza ulaşmanız gereklidir.

Çok nadir olarak büyük bir fıtık mesane ve bağırsak kontrolünü sağlayan sinirlere baskı yaparak bu kontrolün ortadan kalkmasına neden olabilir. Bu durum genellikle kasık veya cinsel bölgede hissizlik ile birliktedir ve bel fıtığı nedeniyle acil cerrahi gerektiren nadir birkaç durumdan biridir. Böyle bir şey olursa hemen doktorunuza ulaşmanız gereklidir.

BEL FITIĞI AMELİYATLARI

AÇIK DİSKEKTOMİ VE MİKRODISKEKTOMİ NEDİR?

Diskektomi, bel fıtıklarında kullanılan en yaygın cerrahi tedavidir. Omurlar arası diskler, omurganın kemikleri arasında bulunan ve omurları birleştiren, omurlara sıkıca yapışık maddelerdir. Diskin ‘anulus fibrosus’ denilen dış yüzeyi yaşa ve zedelenmelere bağlı olarak güçsüzleştiğinde yırtılmalar meydana gelir. Diskin içteki yumuşak, esnekliği sağlayan ve ‘nukleus pulposus’ olarak adlandırılan parçasında bozulmalar olur, yerinden oynar ve diş tabakadaki yırtıklardan dışarıya doğru taşar. Diskin kayması, sarkması ve bombeleşmesine fıtıklaşma denir. Tip literatüründe ise disk fıtıklaşması, disk hernisi olarak adlandırılır. İçteki disk materyalinin arka dış yüzey sınırını aşmasıyla, çok hassas sinir dokusuna baskı yapabilir. Taşmış disk sinir kökünü sıkıştırabilir ya da zedeleyebilir ve sonuçta tek veya her iki bacağa yansıyan ağrıya, etkilediği sinir kökü veya sinir köklerine bağlı olarak güç kaybı ve uyuşukluğa neden olabilir. Diskektomi, fıtıklaşmış disk parçalarını ve bozulan kısımlarını çıkarmak, böylece sinir kökündeki baskıyı hafifletmek ve ağrıyı dindirmek için yapılır.

Disk cerrahisi, omurganın üst kısmındaki deride küçük kesiyi, bazı ligament ve kemik materyallerinin alınmasını ve disk parçalarının ortadan kaldırılmasını içerir.

Açık diskektomi son 60 yıldır uygulanmaktadır. Hekimler gelişmiş teşhis kolaylaştırıcı yöntemler ‘manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ve bilgisayarlı tomografi (BT) ile daha iyi ameliyat planları yaparak bu cerrahi yaklaşımı geliştirmiştir.

Mikrodiskektomide ise daha küçük cilt kesisi (1.5-2 cm) yapılır. Kas dokusu çok az sıyrılır, daha az kemik alınır.

Mikrodisketomi mikroskop ve mikro cerrahi aletler kullanılarak yapıldığı için, sinir zedelenme ihtimali oldukça düşüktür. Cerrahi sonrası hasta daha çabuk işe döner.

DISKEKTOMİYE KİMLER İHTİYAÇ DUYAR?

Disk hernili tüm hastalar açık diskektomi işlemine aday değildir. Çoğu insanda dinlenme, fizik tedavi, analjezik antiinflamatuvar kullanımı ve epidural enjeksiyonlar gibi konservatif tedavilerle ağrı hafiflemesi görülebilir.

Fakat bazen ağrılar bu tür tedavilere yanıt vermez ve cerrahi müdahaleler gerekebilir.

Bel ya da bacak ağrıları konservatif tedavilere cevap vermez ve 4-6 hafta veya daha uzun sürerse hekimler, ağrının kaynağını tespit etmek için tanı koyucu testler; düz grafi, MRG ya da BT gibi, görüntüleme yöntemleri isteyebilirler. Disk hernisi tanısı doğrulanırsa açık diskektomi veya mikrodiskektomi tavsiye edilebilir.

Bazı disk hernileri endoskopik olarak, daha küçük bir insizyondan, özel aletler kullanılarak lokal anestezi altında çıkarılabilir. Fakat açık diskektomi veya mikrodiskektomi, diskin taşmasının belirginleşmesi veya diskin kopması sonucu çok fazla ağrı ve güçsüzlüğe neden olabileceğinden disk hernisinin cerrahi tedavisi için hâlâ “altın standart” olarak kabul edilmektedir. Açık diskektomi cerrahin, cerrahi bölgeyi en iyi şekilde görebilmesine ve keşfetmesine olanak sağlar.

AÇIK DİSKEKTOMİ VE MİKRODISKEKTOMİ NASIL GERÇEKLEŞTİRİLİR?

Açık diskektomi genellikle genel anestezi (hasta şuuru kapalı uyur durumda) altında gerçekleştirilir ve tipik olarak bir gün hastanede yatışı gerektirir Hasta yüzüstü yatarken veya diz – dirsek dayalı çömelmiş pozisyondayken gerçekleştirilir. Uygulama, omurganın etkilenmiş bölgesinin üstündeki deride açılmış yaklaşık 2-4 cm’lik bir insizyondan yapılır. Kas dokusu, etkilenmiş diskin altındaki ve üstündeki kemiklerden sıyrılır, ekartör kas ve deriyi cerrahi bölgeden uzaklaştırır ve böylece cerrah, omurga ve diski daha rahat görebilir. Bazı durumlarda daha iyi bir bakış açısına sahip olabilmek için kemik ve ligamentler ortadan kaldırılabilir, böylece sinir kökünü zedelemeden bombeleşmiş, bozulmuş diske erişim sağlanmış olur. Bu işlem, kemiğin alınma miktarına bağlı olarak laminektomi ya da laminotomi olarak adlandırılır. Cerrah omuru, diski ve diğer çevreleyen yapılan bu şekilde görebilir. Bu işlemleri takiben disk duvarından çıkıntı yapan disk parçaları ve diskten çıkarılabilecek disk parçaları ortadan kaldırılır.

Mikrodiskektomide bu işlem sıklıkla büyütme altında cerrahi mikroskopla yapılır. Daha küçük kesi yapılır, kas dokusu daha az sıyrılır ve daha iyi görüş sağlanır.

Ortadan kaldırılan disk dokusunun yerine hiçbir madde kullanılmaz. Insizyon daha sonra dikişle kapatılır ve hasta iyileşme odasına alınır.

CERRAHIDEN SONRA NE OLUR?

Cerrahiden sonra insizyon bölgesinde ağrı hissedebilirsiniz ve cerrahiden hemen sonra ağrı tamamıyla yok olmayabilir. Doktorunuz ameliyat

sonrası sürecinizi kolaylaştırmak için ağrı tedavisi düzenleyebilir. Derin nefes alma tekniklerini öğreneceksiniz ve genel anestezi sebebiyle oluşabilecek sekresyonları akciğerlerinizden atmak için öksürmeniz istenecek. Anesteziden kurtulur kurtulmaz yürümeye başlamanız (genellikle 6 saat sonra) ve iyileşmenize yardım etmesi için refakatçi bulundurmanız önerilir.

Hastaneden ayrılmadan önce, merdiven çıkma, oturma ve araba ya da yataktan çıkma gibi aktiviteleriniz sırasında kendinizi rahat hissetmeniz için nelere dikkat etmeniz gerektiği anlatılır. Hastaneden çıkarıldığınızda, doktorunuz kondisyonunuza uygun fiziksel terapi ayarlayabilir.

Cerrahiden sonraki ilk 4 hafta içinde uzun süre oturmamak, 5 kilogramdan ağır nesneleri kaldırmamak, aşırı eğilmemek ve gerilmemek gibi bazı kısıtlamalar getirilebilir. Ayrıca doktorunuz izin verene kadar otomobil kullanmayı denememelisiniz.

CERRAHIDEN SONRA HANGI AKTİVİTELERİ YAPABİLİRİM?

Yürüyüş deneyeceğiniz ilk fiziksel aktivitedir. Yürüyüş. ameliyat bölgesindeki doku yaraları riskini azaltacağı gibi omurganın hareket yeteneğini de sürdürmesine olanak sağlayacaktır. Birkaç hafta içinde bisiklet kullanmanıza ve yüzmenize de izin verilebilir. Düzgün fiziksel terapi, iyileşmenizi en üst düzeye çıkarabilir.

Fiziksel uğraş gerektirmeyen meslekte çalışanlar 2-4 haftada veya daha az bir zamanda işlerine dönebilirler. Ağır kaldırma veya kuvvetli titreşimli makineleri kontrol etmekle ilgili mesleklerle uğraşanlar geri dönebilmek için cerrahiden sonraki 6-8 hafta beklemek zorunda kalabilirler. Fizik tedavinin iyileşmenizde rolü olabilir.

KOMPLİKASYONLAR MÜMKÜN MÜDÜR?

Açık diskektomiden kaynaklanabilecek muhtemel komplikasyonlar kanama, enfeksiyon, beyin omurilik SIVI Sızıntısı, omurgaya yakın atardamarlarda ve toplar damarlarda yaralanma, sinir kökünde veya çevreleyen koruyucu tabakada (dura mater) meydana gelen hasarları içerir.

Ayrıca ayni diskte cerrahiden sonra tekrar (nüks) disk hernisi oluşabilir. Tekrarlayan disk hernisi, açık diskektomi sonrası % 5-10 oranında görülen bir durumdur.

Tüm cerrahi yöntemler komplikasyon riski taşır ve tüm riskler hakkında cerrahi girişim öncesi cerrahınızla konuşulmalıdır. Aşırı kanama, kızarıklık, ameliyat bölgesinden sızıntı ateş, güçsüzlük, bacaklarda uyuşukluk veya idrarla ilgili problemler belli uyarı işaretleridir. Endişe verici bir belirtiyle karşılaşırsanız doktorunuza bunu belirtin.

DISKEKTOMİ NASIL BAŞARILI OLUR?

Tibbi çalışmalar, açık diskektomi tedavisini gerektiren durumlarda %80-90 başarı olduğunu göstermiştir. Mikrodiskektomide bu oran biraz daha yüksektir. Çalışmalara göre, radiküler ağrıları (bu bacaklara yayılan ağrıdır) olanlar, bel ağrıları şikayetiyle açık diskektomi olanlardan daha fazla yarar görürler.

Etkinliği yükseltmek için, açık diskektomi ısrarlı, şiddetli kalça ve bacak ağrıları veya güçsüzlükleri yaşayan insanlar için uygundur. Bel veya bacak ağrılarınız bu seviyede değilse açık diskektomi sizin için tavsiye edilebilir bir yöntem olmayabilir, o zaman konservatif tedavilerle veya daha az invaziv terapilerle iyi olabilirsiniz.

Bel veya bacak ağrılarınız varsa herhangi bir yöntem uygulanmadan önce ağrılarınızla ilgili doktorunuzla konuşup mümkün olan tüm tedavi olasılıklarını değerlendirmelisiniz.

BEL KAYMASI

Omurga, omur adı verilen birbirine bağlı kemik yapılardan oluşmuştur. Erişkin insanların yaklaşık 965’inde daha çok alt omurga ile kuyruk kemiği (sakrum) arasında görülen gelişimsel bir çatlak bulunur. Bu çatlak bir stres kırığı olarak oluşabilir. Beli etkileyen sabit kuvvetlerin etkisiyle bu kırık genellikle normal kemik gibi iyileşmez. Böyle bir kırık spondilolizis olarak adlandırılır ve omurun bir kısmını içeren basit bir çatlaktır ve bu haliyle ciddi bir sorun yaratmaz. Fakat bazen çatlamış olan omur, alttaki omurun üzerinden öne doğru kayar. Bu durum erişkin istmik spondilolistezis olarak adlandırılır.

Bu spondilolistezis tipinden başka diğer spondilolistezis çeşitleri de vardır; bunlardan biri kaymanın omurgadaki küçük eklemlerin yangisina (artrit) ve disk yapısının bozulmasına bağlı ortaya çıkan dejeneratif spondilolistezistir.

BELİRTİLER NELERDİR?

İstmik spondilolistezis, kayma oluştuktan yıllar sonra bile belirti vermeyebilir. Görülen belirtiler arasında bel ve kalça ağrısı; bacaklarda hissizlik, ağrı, adale gerginliği, güçsüzlük (siyatik); bel eğiminde artış veya yürümede aksaklık sayılabilir. Bu belirtiler, istirahat ile geçici bir rahatlama oluşsa da, genellikle ayakta durma, yürüme ve diğer aktivitelerle artar.

Çalışmalar bel ağrısı ile bir omurga cerrahina giden hastaların %5-10’unda spondilolizis veya istmik spondilolistezis bulunduğunu göstermiştir. Buna rağmen istmik spondilolistezis her zaman ağrılı olmadığı için rontgen filminde bir çatlağın (spondilolizis) veya kaymanın (spondilolistezis) görülmesi yakınmalarınızın kaynağının bunlar olduğu anlamına gelmez.

NASIL TANI KONUR?

Doktorunuz yakınmalarınızı dinleyip fizik muayenenizi yaptıktan sonra belinizin direkt röntgen filmini isteyebilir. Olguların çoğunda röntgen filmi ile bir çatlağın veya kaymanın tespiti mümkündür. Bazen bazı ek tetkikler gerekebilmektedir. Bel bölgenizi görüntüleyen bir bilgisayarlı tomografi, çatlak veya kemikteki bozuk yapıyı gösterebilir. Ayrıca omurganın yumuşak dokularını (sinir yapıları ve omurlar arasındaki diskleri) ve bu dokuların çatlak veya varsa kayma bölgesi ile olan ilişkisini açıkça gösterebilmek için manyetik rezonans görüntüleme (MRG) istenebilir. MRG ile aynı zamanda spondilolistezis (kayma) yüzünden zarar gören veya patlayan herhangi bir diskin varlığı da tespit edilebilir.

Şayet istmik spondilolistezis mevcutsa kaymanın büyüklüğüne bağlı olarak grade I, II, III, IV olarak Sınıflandırılır.

TEDAVİ YÖNTEMLERİ NELERDİR?

Eğer doktorunuz ağrınızın nedeninin spondilolistezis olduğunu düşünürse genellikle ilk olarak cerrahi olmayan tedavi yöntemlerini deneyecektir. Bu yöntemler kısa süreli yatak istirahati, aksaklığınızı azaltmak için antienflamatuar ilaçları (ağızdan veya enjeksiyon ile), ağrınızı kontrol etmek için ağrı kesicileri, hareketin kısıtlanması için korseleri ve esneklik ve kuvvetinizin geliştirilmesi için fizik tedavi yöntemleri ve egzersizi içerir. Bu sayede daha normal bir yaşam biçimine dönebilirsiniz. Şayet istirahat önerilmişse, doktorunuzun uygun gördüğü süre boyunca yatmanız gereklidir. Genellikle bu süre birkaç günden daha uzun değildir (mutlak yatak istirahati çoğunlukla gerekli değildir). Tedaviniz sırasında ne zaman işinize geri dönebileceğinizi doktorunuza sorunuz.

Ayrıca doktorunuz, bazen bir hemşire veya fizyoterapistin yardımıyla, günlük hayattaki

aktivitelerinizi belinizi zorlamadan nasıl yapmanız gerektiği konusunda da eğitim verebilir.

Şayet ilaç tedavisi ve fizik tedavi sonucunda istenen. iyileşme gözlenemezse doktorunuz daha fazla ayrıntılı bilgi elde edebilmek için bazı ek yeni tetkikler isteyebilir.

Erişkin insanda sadece tek başına bir omur çatlağının (spondilolizis) veya omurlar arası kaymanın (spondilolistezis) varlığı tehlikeli bir durum yaratmaz. Bu yüzden tedavi ağrı kontrolünü ve hastanın iş yapabilir hale gelmesini amaçlamalıdır. Her ne kadar cerrahi dışı tedavi yöntemleri çatlağı veya kaymayı düzeltmiyorlarsa da, girişimsel yöntemlere gerek kalmadan uzun süreli ağrı kontrolü sağlayabilmektedirler. Kapsamlı bir program üç veya dört aylık bir tedaviyi gerektirebilir.

CERRAHİ TEDAVİ

Cerrahi tedavi, ağrıları cerrahi dışı yöntemlerle geçmeyen çok düşük orandaki bir grup hastada gerekli olmaktadır. Ağrı sıkışmış sinirden, sabit olmayan çatlak omurun hareket etmesinden veya yakınlarda bulunan etkilenmiş bir diskten kaynaklanabilir. Eğer kayma sonucu bir spinal sinir baskı altında kalmışsa bu sinire yeni bir tünel açmak veya boş alan oluşturmak için cerrahi gerekli olur.

Sonuç olarak bir çatlak veya kaymanın yakınında bulunan sinirin üzerindeki baskıyı kaldırmak için vida ve çubuk sistemi ile stabilizasyon (sabitleme) işlemi veya füzyon (kemiklerin kaynatılması) önerilebilmektedir. Bu işlemler omurların daha fazla kaymasını engeller ve ayrıca bu bölgede oluşabilecek yeni sinir basılarını önler. Füzyon cerrahisinin istmik spondilolistezisdeki yakınmaları düzeltmedeki başarısı %75’in üstündedir.

Ameliyat sonrası işinize ne zaman dönebileceğiniz. yaptığınız işe göre değişkenlik göstermektedir. Eğer masa başı bir göreviniz varsa ameliyat sonrası 2-3 hafta gibi kısa bir sürede işinize dönebilirsiniz. Şayet işiniz beden gücüne dayalı ise kemiklerin iyileşmesi ve kaynaması için birkaç ay beklemeniz gerekebilmektedir. Günlük yaşam aktivitelerinize yeniden dönebilmeniz için operasyon sonrası tam bir rehabilitasyon programı önerilmektedir.

ERİŞKİN İSTMIK SPONDILOLISTEZİS HAKKINDA NOTLAR

  • Çatlamış bir omur (spondilolizis), yaklaşık olarak erişkinleri %5’inde bulunur ve çoğunlukla ağrısızdır.
  • Çatlak, omurun kaymasına neden olduğunda bu durum istmik spondilolistezis olarak adlandırılır ve bel ve/veya bacak ağrısına neden olabilir ya da olmayabilir.
  • Tedavinin ilk basamağı genellikle ilaç tedavisi veya fizik tedavidir. Doğru tanı ve tedavinin erken olması doktorunuzun uygun reçetelerle sizi daha çabuk iyileştirmesini sağlayacaktır. Hastaların büyük bir kısmı cerrahi dışı tedaviler ile uzun süreli iyilik hali elde edebilmektedirler.
  • İlaçlar sadece önerildiği şekilde ve sadece kapsamlı bir tedavi programının bir bölümü olarak kullanılmalıdır.
  • Geçmeyen bel ve/veya bacak ağrısında cerrahi gerekli olabilir. Sinir dekompresyonu ile veya sinir dekompresyonu olmaksızın füzyon cerrahisinin başarı oranı %75’ten fazladır.

BELDE KANAL DARLIĞI

Omurlar, omurilik ve sinir lifleri adı verilen yapılarının korunmasını sağlayan kemik yapılardır. Omurilik ve sinir lifleri omurların ortasındaki kanal boyunca başın alt kısmından başlayarak aşağıya doğru inerler. Omurlar arasında omurların birbirine bağlanmasını sağlayan, disk adı verilen yapılar vardır.

Bu diskler yaş ilerledikçe sıvı miktarlarını kaybederler. Bu durum diskin yük taşıma yeteneğinin azalmasına ve sertleşerek bulunduğu yerden spinal kanala doğru yer değiştirerek kanal çapının daralmasına neden olabilir.

Spinal stenozun diğer bir nedeni, omurların arkasındaki faset eklemlerinin büyümesidir.

BELİRTİLER NELERDİR?

Spinal stenoz her zaman belirti vermeyebilir. Çalışmalar hiçbir belirtisi olmayan fakat ciddi spinal stenozu olan birçok insan olduğunu ortaya koymuştur.

Eğer varsa belirtiler; sırt ya da bacaklarda ağrı, uyuşukluk

ve kramptır. Bacaklarda kuvvetsizlik meydana gelebilir. Nadiren mesane ve/veya bağırsak problemlerine neden olabilir.

Yakınmalar uzun süre ayakta kalma ve yürümeyle artabilir. Belirtiler devamlı ya da nöbetler biçiminde gelip geçen şekilde olabilir. Sınırlı bir süre yürüdükten sonra bacaklarda güçsüzlük ve uyuşma nedeniyle durma ve çömelme gereği duyulabilir. Yürüme mesafesi giderek azalabilir. Eğitme veya oturmayla ağrı hafifleyebilir veya tamamen geçebilir.

TANISI NASIL KONUR?

Doktorunuz sizden bir öykü alacak ve sizi muayene edecektir. Direkt grafikler (röntgen ) daralmış disklerin veya zayıflamış disklerin varlığını ortaya koyabilir. Manyetik rezonans görüntüleme (MRG) ile omurgadaki darlıkların miktarı detaylı bir şekilde saptanabilir. Bilgisayarlı Tomografi (BT) de detaylı araştırma için kullanılabilir.

Tüm bu çalışmalar spinal kanalının darlığını, sinir kökü basısını, darlığın yerinin saptanmasını sağlar.

TEDAVİ SEÇENEKLERİ NELERDİR?

Doktorunuz sizde ağrıya sebep olan bir darlığı saptayacak olursa, öncelikle cerrahi olmayan yöntemleri deneyecektir. Bu tedavi seçenekleri ise antiinflamatuar tedavi (oral ya da enjeksiyon) ve ağrının kontrol altına alınması için ağrı kesicilerdir.

Somut tedaviye karar verilirken doktorunuz, sizin dayanıklılığınızı ve yakınmalarınızın yaşam kalitenizi düşürüp, düşürmediğini göz önünde bulundurur.

Spinal enjeksiyonlar (kortizonun epidural enjeksiyonu gibi) yapılabilir.

İlaç tedavisi ve ağrının kontrolü:

Doktorunuz tedavinizi planlarken tek bir ilaç ya da çoklu ilaç tedavisini seçebilir. Ağrının kontrolü için kullanılan ilaçlara analjezik denir.

Çoğu ağrı aspirin, ibuprofen, diklofenak, naproksen ya da asetaminofen gibi basit ağrı kesicilerle kontrol altına alınabilir. Bazı analjezikler (ağrı kesiciler) NSAİİ olarak

adlandırılırlar. Bu tür ilaçlar ağrıyı kesmeleri yanında meydana gelebilecek bir inflamasyonu da ortadan kaldırmak amacıyla kullanılırlar. Bu ilaç grubu içinde. aspirin, ibuprofen, diklofenak, naproksen ve diğerleri vardır. Eğer doktorunuz size böyle ağrı kesiciler önermiş ve kullanıyorsanız, mide problemleri gibi yan etkilerle karşılaşabilirsiniz. Bu tür ağrı kesicilerin uzun süre kullanımında olabilecek problemler bakımından doktor gözetiminde olmalısınız.

Eğer yukarıda bahsedilen türden ağa kesiciler ile geçmeyen inatçı bir ağrınız varsa; doktorunuz size narkotik ağrı kesici (kodein-morfin gibi) adı verilen ilaçlar önerebilir. Bu tür ağrı kesicileri, doktorunuz önermedikçe kullanmayınız. Bu tür ilaçlarda yüksek doz, daha fazla ve daha hızlı etki demek değildir. Bu ilaçların kusma, baş dönmesi, uyuşukluk gibi yan etkileri vardır ve bu ilaçlar bağımlılık yapabilirler. Tüm ilaçlar ancak doktorunuz önerirse alınmalıdır. Doktorunuzun verdiği ilaçları nasıl ve ne kadar alacağınızı doğru anladığınızdan emin olunuz ve ilacınızın işe yaramadığını düşünüyorsanız doktorunuza danışınız.

Antiinflamatuar etki gösteren başka ilaçlar da vardır. Kortikosteroidler güçlü antiinflamatuar etkilerinden dolayı oral ya da enjeksiyon biçiminde kullanılabilir. NSAll gibi kortikosteroidlerin de yan etkileri vardır. Sizin için risklerini ve yararlarını doktorunuzla görüşünüz.

Spinal enjeksiyonlar veya bloklar ağrının ortadan kaldırılmasında kullanılabilir. Bu tür işlemler epidural aralığa (sinirleri saran zarlar arası aralık) ya da eklem aralığına kortikosteroid verilmesi şeklinde yapılır. Bu işlemi uzman hekim yapar ilk işlemin başarı durumu göz önüne alınarak ileri dönemde işlem tekrarlanabilir. Bu yöntem; tedavi programında sıkça kullanılan bir yöntemdir.

İlaç tedavisi dışındaki konservatif (Cerrahi olmayan) tedavi seçenekleri:

Spinal stenozun belirtileri, hastalarda genellikle

hareketten kaçınmaya neden olur. Bu durum eğilebilmede, dayanıklılıkta azalma yaratır. Fizik tedavi ya da egzersiz programı, kasları güçlendirme ve eğilebilmeyi yeniden sağlama açısından önemlidir. Aerobik, bisiklete binme, yürüyüş önerilmektedir. Çünkü bu tür eylemler sinirlere gelen kan miktarını arttırmakta ve böylece daralmanın belirtilerini azaltmaktadır.

Ayrıca size sırt, karın ve bacak adalelerini kuvvetlendiren egzersizler de önerilebilir. Doktorunuz size en uygun egzersiz programını önerecektir.

Birçok birey için, ev içi güvenliğe dikkat edilmesi çok önemlidir. Örneğin çamaşır makinesi ve bulaşık makinesi daha yüksek bir yere konabilir. Daha uygun bir yatak kullanılabilir. Gerekli ise banyoda da değişiklik yapılabilir. Yürüyüşün en kolay hale getirilebilmesi, gerekirse yürüteç veya baston edinilmesi uygundur.

Önemli ve ilerleyici bir bacak zayıflığı gelişmedikçe ve idrar torbası veya bağırsak sorunları bulunmadıkça spinal stenoz, yetişkinlerde tehlikeli bir durum oluşturmamaktadır. Böyle durumlarda tedavinin amacı, hastanın yaşam kalitesini korumak ve ağrı varsa ağrının kontrolünü sağlamaktır.

Cerrahi olmayan yöntemler, tek başına spinal kanaldaki darlığı düzeltmemekte ve ağrıyı uzun süre sonlandıramamaktadır.

Cerrahi tedavi:

Cerrahi yöntemler, cerrahi olmayan yöntemlerle ağrısı kontrol altına alınamayan az sayıda hastada uygulanır.

Cerrahi girişim ayrıca; ilerleyici bacak güçsüzlüğü, idrar torbası ve bağırsak problemi olanlarda tercih edilen bir tedavi yöntemidir.

Yapılacak cerrahi girişimin amacı, basıyı kaldırıp kanal çapını genişletmektir. Bu işlemin adı lomber dekompresyondur. Laminektomi seçilebilerek cerrahi yöntemlerden biridir. Bu yöntemde arkadaki kemikler alınarak daralan kemik kanalı genişletilir. Hemilaminektomi bilateral flavektomi tekniğinde, arkadaki kemikler bir taraftan alınarak kanal genişletilir.

Doğru endikasyonla yapılan cerrahi müdahale ile bacak ağrısı ve bacağın fonksiyon kaybı düzelir. Günümüzde hastalar operasyondan birkaç hafta sonrasında normal hayatlarına dönebilmektedir.

Spinal stenozda bazen, zayıf olan omurlar arasında kayma olur ve buna spondiloliztezis denir. Ve böyle bir durumda omurlar arasındaki sabitlik kaybolur. Böyle olgularda spinal füzyon (omur birleştirme) cerrahisi, omurları sabitlemek amacıyla dekompresyon işlemi ile beraber yapılabilir.

Birleştirme işlemi, birleştirilecek iki omur arasında kemik doku ya da teknik birtakım aletler ile yapılır. Birleştirme önden ya da arkadan ya da her iki yönden yapılabilir Birleştirme cerrahisinde başarı oranı % 65’ten fazladır

Cerrahi sonrası hastanede kalış süresi sadece birkaç gündür. Çoğu hasta 6 9 haftada tüm aktivitelerine geri dönebilmektedir.

BEYİN DAMAR ANEVRİZMASI (BALONCUK)

Nöroendovasküler cerrahi, klasik açık cerrahi yerine, teknolojik üç boyutlu görüntüleme teknikleri kılavuzluğunda Anevrizma adı verilen beyin damarlarında baloncuk oluşumu ile inmeye yol açan Karotis arter hastalığı denilen ve halk arasında şah damarı tıkanıklığı olarak bilinen hastalıkların tedavisinde kullanılan kapalı yöntemdir. Çoğu zaman lokal anestezi ile kasıktan girilerek damarın içinden beyin ve beyni besleyen ana damarlara kadar gidilip damarlardaki problemlerin tedavisi bu yöntemle yapılmaktadır.

  • Beyin damarlarında baloncuk oluşması yani anevrizma tanısı önemlidir. Beyin kanamasına yol açtıklarında büyük oranda ölümcül olurlar. Bu sebepten dolayı tanı konulur konulmaz müdahale şarttır. Hem kapalı ameliyat dediğimiz endovasküler girişim ile hem de açık cerrahi ile tedavi edilirler. Açık cerrahi yöntemde kafatası açılarak anevrizmanın yerleştiği damar bulunup, boynuna metal bir klip konularak anevrizmanın damar ile bağlantısı kesilir. Kapalı ameliyat ise kafatası açılmadan, kasıktan girilerek damar içinden beyin damarlarının içine özel kateterler ile girilip coil dediğimiz metal sarmalların baloncuğa doldurulması ile yapılan bir yöntemdir. Tabi bu uygulamaların birkaç çeşidi vardır. Günümüzde kapalı ameliyat yöntemleri, beyin anevrizma tedavisinde ilk tıbbi seçenek haline gelmiştir. Çok riskli olarak kabul edilen anevrizmalar bile günümüzde gelişen kapalı ameliyat yöntemleri ile başarı ile tedavi edilmektedir. Kapalı anevrizma cerrahisinde hasta daha kısa sürede taburcu edilebilmekte, işlem sonrası yara izi olmadan normal yaşama daha kısa sürede dönebilmektedir.
  • Beyin damarlarındaki baloncuk hastalığı dışında inmeye sebep olan karotis arter hastalığı olarak adlandırdığımız hastalığın hem acil hem de uzun süreli tedavisinde de bu kasıktan girilerek kapalı yöntem ile ameliyatları yapmaktayız. Bildiğimiz gibi boynumuzun her iki yanında birer tane olarak yerleşmiş olan halk arasındaki adıyla ‘Şah damarı’ diye bilinen ana karotis arterlerimiz vardır. Bu damarların içinde plak adı verilen yağ tabakası nedeni ile tıkanıklar oluşmakta ve bu yüzden beyin kanlanması azaldığı için ölüm, felç gibi ağır tablolar gelişebilmektedir. Eğer beyne giden kan akımı birkaç dakikadan fazla kesintiye uğrarsa beyin hücreleri ölmeye başlar. Bu durumda erken tanı konulursa ilk 6 saatte müdahale edilmesi gerekir. Ancak bazen acil olmasa da uzun dönemli etkiler görülebilir ve bu tıkanıklıklar kan sulandırıcı ilaçlar ile açılamayabilir. İşte bu durumda stent dediğimiz kasıktan girilerek damar içine yerleştirilen ve kan akımını sağlayan özel aletler kapalı ameliyat yöntemleri ile uygulanmaktadır. Genellikle hastalar bir gün yattıktan sonra taburcu olmaktadır. Kliniğimizde bu uygulamalar sayesinde ülkemizin birçok yerinde hastalarımız şifa bulmuştur. Tedavi edilen hastalıklar:
  • Beyin Damar Anevrizması (baloncuk) • Beyin damarında arteriyovenöz malformasyon (yumak)
  • Beyin damarlarında fistül
  • Embolizasyon (Tümör ameliyatları öncesi damar tıkama)
  • İnme, ani gelişen felç hali

BOYUN FITIĞI

Omurga, omur denilen birbirine bağlı kemikler serisinden oluşur. Omurlar birbirine, bir disk ve “faset” eklemleri denilen iki küçük eklemle bağlıdır. Bir omuru diğerine bağlayan sağlam bağlantılı dokulardan oluşan disk, vertebraların arasındaki bir yastık ya da amortisör gibi görev yapar. Disk ve faset eklemleri, hareketlerinize, eğilmenize, boynunuzu ve sırtınızı döndürebilmenize olanak sağlar.

Disk, “anulus fibrosus” adı verilen sert dis tabakada zedelenme ve “nukleus pulposus” adı verilen jel kıvamında merkez yapıdan oluşur. Yaşlanmayla beraber diskin merkez yapısı su içeriğini kaybetmeye başlayabilir ve diskin fonksiyonlarında bozulmaya yol açabilir. Disk merkez tabakasında bozulmalar olabileceği gibi, dış tabaka da zedelenme ve yırtılmalar meydana gelebilir. Bu durumda, diskin merkez yapısı dış tabakadaki yırtıktan, sinirler ve omuriliğin geçtiği kanala doğru taşmasına neden olabilir. Bu duruma disk hernisi (fıtık) adı verilir. Bu olay boyunda meydana geldiği zaman servikal disk hernisi (boyun fıtığı) adı verilir. Servikal disk hernisi sinirlere baskı yapabilir ve kollara doğru yansıyan ağrıya, sızlamaya, his kaybına veya kuvvet kaybına yol açabilir, Nadiren servikal disk hernisi omurilik üzerinde baskıya neden olabilir ve bu durumda bacaklarda problemlere neden olabilir.

TANI NASIL KONUR?

Doktorunuz öncelikle ağrının başlangıç zamanını, karakterini ve yayılma yerlerini sorgulayacaktır. Kollarda kas kuvvetlerini, duyu ve refleks değişiklerini değerlendirmek için yapacağı muayene ile disk hernisinin şiddeti ve yeri hakkında fikir sahibi olabilir.

Doktorunuzun tanısı, direkt grafi, bilgisayarlı tomografi (BT) veya manyetik rezonans görüntüleme (MRG) kullanımı ile doğrulanabilir.

HANGİ TEDAVİLER MÜMKÜNDÜR?

Servikal disk hernileri çoğunlukla cerrahi tedaviye gerek kalmadan düzelebilir. Bu yüzden servikal disk hernisinden kaynaklanan ağrıyı azaltmak için cerrahi dışı seçenekler öncelikle uygulanır.

Doktorunuz kısa periyotlarla dinlenme, boyun hareketlerini kısıtlama, ödemi azaltan antiinflamatuvar ve ağrıyı kontrol eden analjezik ilaçlar, fizik tedavi, egzersiz veya epidural steroid enjeksiyonu tedavisi içeren cerrahi olmayan tedavileri uygulamanızı önerebilir. Cerrahi olmayan tedavilerde amaç, disk hernisi materyalinin yarattığı sinirlerdeki irritasyonu azaltmak, ağrıyı hafifletmek ve hastalığın fiziksel sonuçlarını iyileştirmektir. Bu, disk hernisi hastalarına uygulanan sıklıkla bir seri tedavi metodundan oluşan organize bakım programı ile başarılı olabilir.

CERRAHI OLMAYAN TEDAVİLER

Servikal disk hernisine bağlı ağrının başlamasından sonra, kısa bir süre (1-2 gün) fiziksel aktiviteyi azaltmak için dinlenmek faydalı olabilir. Bu kısa süreli dinlenme periyodundan sonra tekrar hareket etmeye başlanması, eklemlerin hareketsizleşmesini ve kasların gücsüzleşmesini önlemek açısından önemlidir. Ayrıca doktorunuz bir hemşire ya da fizyoterapist yardımıyla boynunuzu güçlendirici özel egzersizler üzerine eğitime ve antrenmana başlayabilir. Bu tip egzersizler evde gerçekleştirilebilir. Kontrollü egzersiz yapabilmek için özel bir program istiyorsanız bir fizyoterapisti ziyaret edebilirsiniz. Egzersizleri doktorunuzun veya fizyoterapistin tarif ettiği gibi yapmanız önemlidir.

Doktorunuz veya fizyoterapistiniz ayrıca inflamasyonu, ağrınızı ve kas spazmınızı azaltmak için traksiyon, elektrik stimülasyonu, sıcak sargı, soğuk sargı veya manuel terapi kullanabilir.

İLAÇLAR VE AĞRI YÖNETİMİ

İlaçlar, analjezikler denilen ağrı kesicileri içerir. Bazen doktorunuz kas gevşeticiler önerecektir. Çok fazla ısrarlı ağrılarınız varsa doktorunuz kısa bir süre için daha etkili uyuşturucu ilaçlar önerebilir. İlaçların sadece önerilen dozda kullanılması önemlidir. İlaçların fazla dozda kullanılması daha hızlı iyileşmenize yardımcı olmayacağı gibi, istemeyen yan etkilere yol açabilir (kabızlık, uykusuzluk, mide kanaması, böbrek sorunları gibi).

Daha önce ne tür tedaviler uygulandığını doktorunuza anlattığınızdan emin olun ve ağrı kesici önerirse size nasıl etki ettiğini bilmesine izin verin. Ayrıca uygulanmış olan ilaçların alerjik etkileri olup olmadığını doktorunuzun fark ettiğine emin olun.

Nonsteroidal antiinflamatuar ilaçlar (NSAll) analjeziktir ve disk hernisinin sonuçları olarak ortaya çıkan ödem ve inflamasyonu azaltmak için kullanılır. Doktorunuz size inflamatuar ilaç verdiyse mide bulantısı ve mide kanaması gibi yan etkilerini takip etmelisiniz. Reçetenin sürekli kullanımının veya uzun süreli ilaç kullanımının herhangi bir problem yaratıp yaratmayacağı doktorunuz tarafından belirtilmelidir.

Epidural enjeksiyonlar veya çeşitli blok enjeksiyonları, yoğun kol ağrılarınız varsa önerilebilir. Doktorunuz tarafından, epidural (omurilik zarı dışına) veya sinir kökleri çevresine özel bir müdahale ile kortikosteroid ve lokal anestezik madde uygulanması sonucu gerçekleştirilir. Başlangıç enjeksiyonunundan sonra bir veya iki enjeksiyon daha ileri bir tarihte yapılabilir. Bu kapsamlı bir rehabilitasyon ve tedavi programının bir parçası olarak yapılmalıdır. Enjeksiyonun amacı sinir ve diskteki inflamasyonu azaltmaktır.

Tetik nokta enjeksiyonları, omurga boyunca ağrılı yumuşak dokulara ve kaslara direkt uygulanan lokal anestezik madde (bazen kortikosteroidlerle birlikte) enjeksiyonlarıdır. Ara sıra ağrı kontrolü için kullanılsalar da tetik nokta enjeksiyonları, bir servikal disk hernisinin iyileşmesine yardıma olmazlar.

CERRAHİ TEDAVİLER

Cerrahi tedavi, ağrısı tıbbi tedavi yöntemleri ile geçmeyen, belirgin güç kaybı olan, belirgin omurilik basısı olan hastalar için gerekli olabilir. Cerrahinin amacı diskin omuriliğe ve sinire baskı yapan kısmının ortadan kaldırılmasıdır. Bu diskektomi denen yöntemle yapılır. Disk hernisinin yerine bağlı olarak cerrah omurgaya ulaşmak için boynun önünde ve arkasında açılan insizyondan ameliyatı yapar. Ameliyatın, boynun ön tarafından (anterior yaklaşım) veya boynun arka tarafından (posterior yaklaşım) gerçekleştirileceğinin teknik karan, disk hemmisinin tam yeri, cerrahın tecrübesi ve seçeneklerini içeren bir çok faktörden etkilenir. Her iki yaklaşımda da disk materyalinin sinir yapılara baskısı ortadan kaldırılır. Sonuçlar, genellikle iyidir.

Ön taraftan yaklaşımda, genellikle omurlar arasından boşaltılan disk materyeli yerine, füzyon sağlamak için kemik materyal veya hareketi koruyucu protezler konulabilir. Bunun nedenleri ve sonuçları konusunda size doktorunuz bilgi verecektir.

CERRAHİDEN SONRA NELER BEKLEYEBİLİRİM?

Birçok hasta kısa bir dönem içinde (bazen cerrahiden sonraki 24 saatten daha kısa sürede) evine gidebilir. Cerrahiden sonra, doktor normal günlük aktivitelerinize ne zaman devam edebileceğiniz hakkında önerilerde bulunacaktır.

Mükemmel bir ameliyat sonrasında bile uygulanacak rehabilitasyon programları günlük yaşamdaki aktivitelerinize hızla geri dönebilmeniz için yardımcı olabilir. Bu amaçla ameliyat sonrası egzersiz programından veya fizik tedaviden yararlanılır. Doktorunuza iyileşmenize yardımcı olacak egzersizler hakkında danışmalısınız.

Cerrahi tedavi, servikal disk hernilerinden kaynaklanan radiküler (kola yansıyan sinir kökü ağrısı ağrılarını azaltmakta etkilidir. Fakat bazı boyun ağrıları devam edebilir.

Çoğu hasta diskektomiye iyi yanıt verir. Fakat her cerrahi girişimde olduğu gibi servikal disk hernisine yönelik girişimler bazı riskler içerir. Bu riskler kanama, enfeksiyon, sinir ya da omurilik hasarını içerir. Önden yapılan cerrahi yaklaşımda ses kısıklığı, yutma güçlüğü gibi komplikasyonlar gelişebilir. Bu tip komplikasyonlar genellikle geçicidir. Gelişebilecek en önemli komplikasyon, büyük damar veya yemek borusu yaralanmasıdır. Ancak bu tip komplikasyonların görülme oranı çok düşüktür. Ayrıca ağrının cerrahiden sonra düzelmemesi ve belirtilerin tekrarlaması mümkündür. %3-5 civarında hastada disk hernisi tekrarlayabilir ve sonraki bir zamanda belirtilere neden olabilir.

BOYUNDA KANAL DARLIĞI

Servikal kanal darlığı, genellikle sinir kökü (radikülopati) veya omurilik basısına (myelopati) bağlı yakınmalarla kendini gösterir.

Servikal myelopatili hastaların yaklaşık yarısında boyun veya kol ağrısı vardır. Bu hastaların çoğunda kol ve bacakta güçsüzlük ve fonksiyon kaybı meydana gelir.

Servikal myelopatiye bağlı kollarda güçsüzlük ve gömleğini düğmeleyememek, kapı kolunu açıp kapayamamak, kavanoz kapağını açamamak gibi ellerde beceriksizlik, sık görülen yakınmalardır.

Bacaklar ile ilgili yakınmalar ise yürüme zorluğu, bacaklarda güçsüzlük olarak ortaya çıkar ve yardımsız yürüyememeye kadar ilerleyebilir.

Servikal myelopatili hastaların yakınmalarından bir diğeri de idrar tutamamaktır. Hastalığın ilerlemesiyle idrar ve gaytayı tutamama, istemsiz kaçırma meydana gelebilir.

Bütün bu yakınmaların zamanla ilerlemesi, her hastada farklılık gösterebilir. Bazı hastalarda yakınmalarının ilerlemesi hızlı olurken, bazılarında ilerleme yavaş olmaktadır. Bir grup hastada ise belirli bir noktadan sonra ilerleme durmaktadır.

SERVIKAL MYELOPATININ MUAYENE BULGULARI

Ilk muayene bulgusu genellikle artmış üst ve alt ekstremite refleksleridir. Farklı düzeylerde nörolojik defisitler saptanabilir. Erken tanı, bu hastalık grubunda çok önemlidir. Erken tanı sonrası uygulanacak tedavi ile hastaların yakınmalarının ilerlemesinin önüne geçilebilir.

Hastalığın tanısının konulması, hastanın yakınmalarının dinlenmesi ve bunlar doğrultusunda hekimin soru sorması ile başlar. Bu dinleme ve sorgulamayı takiben yapılan muayene ile birtakım nörolojik defisitler saptanabilir ki bunlar: kol ve bacakta artmış refleks (eğer radikulopati varsa, kollarda reflekslerde azalma olabilir), yürüme bozukluğu (hantal veya dengesiz yürüme), el ve ayaklarda his kaybıdır. Muayenede ayrıca klonus (ayağın, sırtına doğru hızlı bükülmesi sonrası hızlı bir şekilde atmaya devam etmesi), babinski (ayağın altı sivri bir cisimle çizildiğinde, başparmak ayak sirtina doğru kıvrılırken diger parmakların yelpaze şeklinde açılması), Hoffman (elin orta parmağının uç kısmı avuç içine doğru hızla kıvrılıp bırakıldığında, başparmak ve diğer parmakların avuç içine doğru hareket etmesi) gibi patolojik bulgulara rastlanılabilir. Bütün bu bulgulardan bir veya birkaçının saptanması, doktorun servikal myelopatiden şüphe etmesi için yeterlidir.

SERVIKAL MYELOPATIDE DOĞAL SEYİR

Klinik genelde sinsi başlar, ilerleme oranı değişiktir ve miyelopati geliştikten sonra tamamen düzelme nadirdir. Olguların u’inde stabil periyotlarda ataklar halinde kötüleşme, ‘sinde yavaş progresyon, 965’inde ise ani kötüleşme görülmüştür. Miyelopati ilerledikçe her iki alt ekstremite daha güçsüz ve spastik hale gelir. Sfinkter kontrolüyle ilgili problemler olabilir, inkontinans seyrektir. Çok ilerlemiş vakalarda yürümek için destek gerekir. Özellikle yaşlı vakalarda hareket bazen imkansızdır.

SERVIKAL MYELOPATININ TANISI

Boynun direk röntgen filmleri, servikal dar kanal tanısını doğrulamak için yeterli bilgi vermeyebilir. Genellikle bu tanıyı koymak içi Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) kullanılır. MRG, dar servikal kanalı ve sıkışmış omuriliği çok detaylı olarak gösterir. Bilgisayarlı Tomografi (BT), servikal kanala taşan kemik yapıları daha iyi görmek için kullanılabilir.

Sinir iletilerinin değerlendirildiği elektrofizyolojik testlerle, servikal myelopatinin diğer hastalıklarla ayırıcı tanısı yapılabilir. Elektromiyografi (EMG) ve sinir ileti hızı çalışmaları servikal myelopati ile periferik sinir hastalıkları, özelliklede periferik sinir sıkışmalarının ayırıcı tanısında yardımcı yöntemlerdir. Somatosensoryal uyarılmış potansiyeller (SEP), kol veya bacaktan verilen uyarının beyinden kaydedilmesi şeklinde yapılan test olup iletideki aksama, omurilik basısını gösterir. Bu test de servikal myelopati ile diğer hastalıkların ayırıcı tanısında yardımcıdır.

SERVIKAL DAR KANALDA TEDAVİ SEÇENEKLERİ

Hafif seviyede servikal dar anal olan olgularda myelopati bulguları olsa da olmasa da tedavilerinde ilk seçenek ameliyat dışı yöntemler olabilir. Buna karşın kol ve bacaklardaki güçsüzlüğün ve ağrının artma, yürüme kapasitesinin ise azalma ihtimaline karşın genellikle cerrahi tedavi tavsiye edilmektedir. Cerrahi tedavinin amacı omurilik ve sinir kökü üzerindeki basının ortadan kaldırılmasıdır (dekompresyon). Bu amaca değişik ameliyat teknikleri ile ulaşılabilir.

Boynun önünden yapılan ameliyatlar:

Eğer omuriliğin sıkışmasına servikal disk, omur kemiğinin gövdesi ve ön taraftaki ligamanlar neden oluyorsa, omuriliği sıkıştıran bu parçalar boynun önünden yapılan cerrahi ile çıkartılıp omurilik rahatlatılır. Omurgayı sağlamlaştımak amacıyla, o segmentin hareketsiz hale getirilmesine füzyon denilmektedir. Çıkartılan parçaların yerine konulan kemik greft, omurganın bu segmentini destekleyip güçlendirir. Çoğu cerrah, kurulan bu yapıyı daha da güçlendirmek için o segmente plak vida sistemi takmayı tercih edebilir.

Boynun arkasından yapılan ameliyatlar:

  • Laminektomi; omuriliği arkadan sıkıştıran lamina ve ligamanların alınmasını içerir. Bazı olgularda cerrah omurgayı güçlendirmek için laminektomiye füzyon cerrahisini ilave edebilir.
  • Laminoplasti; boynun arkasından yapılan cerrahi ile servikal kanalın genişletilmesi esasına dayanır. Bu operasyonda bazı kemik parçaları çıkarıldıktan sonra laminalar menteşe dayanağındaki kapı gibi kaldırılıp tekrar kapanması önlenerek spinal kanal genişletilir.

Cerrahiden sonra hastaların en az birkaç gün süreyle hastanede kalması gerekmektedir. Birçok hasta operasyondan 6-9 saat sonra günlük aktivitelerine dönmeye başlayabilir. Ameliyat sonrası hastanın uygulaması gereken rehabilitasyon programi doktoru tarafından belirlenir.

SERVIKAL MYELOPATİDE AĞRININ YÖNETİMİ

Servikal myelopatide ilaç kullanımının amacı ağrı, adale spazmı ve diğer semptomları hafifletmektir. Doktor bir veya birkaç ilaç kullanımını önererek hastanın yakınmalarını hafifletmeye ve fonksiyonel kapasitesini arttırmaya çalışır. Bu ilaçların gereğinden fazla alınması daha hızlı iyileşmeye yol açmadığı gibi, istenmeyen ilaç yan etkilerinin ortaya çıkmasına neden olabilir.

Eğer hastanın ağrısı varsa, doktor yüksek doz analjezikler, non-steroidal anti-inflamatuvar (NSAID) ve kas gevşetici kullanımını önerebilir. Eğer ağrı çok daha güçlü ve bu ilaçlar ile kontrol altına alınamıyorsa, güçlü narkotik ilaçlar (opioidler) reçete edilebilir.

AĞRIYA YÖNELİK UYGULANABİLECEK DİĞER YÖNTEMLER;

  • Ağrının tetiklendiği bölgeye lokal anestezik injeksiyon yapılması (bazen buna steroid de eklenebilir). Bu injeksiyon direkt ağrılı kas veya yumuşak doku içine yapılır
  • Bir başka tetikleyici bölge injeksiyonu da faset eklem injeksiyonudur.
  • Ağrılı bölgeye soğuk veya sıcak uygulamalar analjezik amaçlı kullanılabilir.

PROGNOZ

Cerrahi uygulanan hastaların yarısından biraz fazlasında preop durumlarına göre düzelme görülmektedir. Cerrahinin en büyük amacı kötüye gidişi önlemektir.

Prognozu olumsuz etkileyen faktörler: ileri yaş, ciddi nörolojik defisit, çoklu seviye bası, uzun süren nörolojik defisitin varlığı ve kanalın ön arka çapının darlığı, MR’de omurilik içerisindeki sinyal değişimlerinin varlığı.

DÜŞÜK DERECELİ GİAL TÜMÖRLER

Düşük dereceli glial tümörler beyin dokusu içinde yer alan ve beyinde sinir dokusuna destek dokuları oluşturan glial hücreler adı verilen hücre gruplarından köken alan kitlelerdir. Genellikle beynin aynı bölgesi  içinde kalırlar ve beynin diğer bölgelerine yayılım göstermezler. Glial tümörler genellikle biyolojik davranışlarına, büyüme hızları ve yayılma eğilimlerine göre 1’den 4’e kadar derecelendirilir. 1. Derece tümörler en az agresif olanlar ve 4. Derece tümörler en agresif olanlardır.

Düşük dereceli glial tümörler 1. ve 2. dereceli tümörlerdir. Yavaş büyüme eğilimi gösterirler ve beynin diğer bölgelerine yayılım gösterme olasılıkları daha düşüktür. Bu nedenle genellikle göreceli olarak n “iyi huylu tümörler” olarak sınıflandırılırlar.

GÖRÜLME SIKLIĞI VE NEDENLERİ

Çeşitli çalışmalarda farklı görülme sıklıkları bildirilmiş olmakla birlikte düşük dereceli glial tümörler yaklaşık olarak 100.000 kişide 0,9 oranında görülürler. Tüm glial tümörlerin %10‐15’ini oluştururlar.

Birçok düşük dereceli glial tümörün nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, bazı genetik bozukluklar, ailede glial tümör öyküsü, baş bölgesine daha önce başka bir nedenle radyoterapi uygulanmış olması, çeşitli kimyasallara maruziyet bu tümörlerin ortaya çıkma riskini artırabilmektedir.

Cep telefonlarının  ve radyo dalgaları ile çalışan çeşitli diğer cihazların (örn; kablosuz internet erişim noktaları) yaydığı elektromanyetik enerjiye maruz kalmanın beyin tümörlerine yol açabildiği medya organlarında zaman zaman yer almakla birlikte bu güne kadar bu maruziyetin beyin tümörüne yol açtığıyla ilgili kesin bilimsel kanıt bulunamamıştır. Ancak uzun dönem etkileri için çalışmalar devam etmektedir. Bu nedenle kesin sonuçlara ve yargıya varılması henüz mümkün değildir.

BELİRTİLER

Düşük dereceli glial tümörlerin oluşturacağı belirtiler, tümörün büyüklüğüne ve beyinde bulunduğu bölgeye göre değişmektedir. Yavaş büyüme eğiliminde olmaları nedeniyle uzun zaman belirti vermeyebilirler.

Tümör büyümeye devam ettikçe normal beyin dokusu ve beyin zarı üzerinde yaptığı bası etkisine bağlı olarak baş ağrısı ve sara nöbetleri ortaya çıkabilmektedir. Tümör aynı zamanda büyümekte olduğu beyin bölgesinin normal işlev görmesini engelleyebilmektedir. Örneğin;  beynin konuşma bölgesinde yerleşen bir tümör konuşma zorluğu, kelime bulmakta zorlanma gibi belirtiler verebileceği gibi beynin hareket bölgelerinde yerleşim gösteren ya da bu bölgeler üzerinde bası oluşturan bir tümör vücudun bir yarımında kol ve bacak güçsüzlüğüne ya da ince el ve parmak hareketlerinde beceriksizliğe neden olabilmektedir. Ayrıca prefrontal bölge denilen alın arkasındaki beyin lobunda yerleşim gösteren tümörlerde ilk belirti kişilik ve davranış değişiklikleri olabilmektedir. Bazen tek belirti hastanın sara nöbeti geçirmesi olabilir.

TANI

Bir nörolog ya da beyin cerrahı tarafından yapılan nörolojik muayene ve hasta hikayesinin dinlenmesi ile beynin bir bölgesinde işlev bozukluğundan ya da beyin tümörü varlığından kuşku duyulacak belirti ve muayene bulgularına rastlanılabilir. Ancak beyin tümörünün tanısının konulabilmesi için manyetik rezonans (MR) görüntüleme ya da bilgisayarlı beyin tomografi (BT) çekilmesi gerekmektedir. Tümörün derecesinin belirlenmesi için de ameliyat ya da biyopside alınan parçanın mikroskop altında özel boyalarla detaylı patolojik incelemesinin yapılması tedaviyi yönlendiren önemli bir aşamadır, çünkü patolojik ve genetik incelemeler bu tümörlerin nasıl davranacağı ve tedaviye cevabı hakkında bilgi verir. MR görüntüleme sayesinde doktor tümörün beyindeki yerleşimini, çevre beyin dokusuna yayılımı ya da basısını ve boyutlarını görebilmekte, tümörün türü ve derecesi hakkında kesin olmamakla birlikte fikir edinebilmektedir.

TEDAVİ SEÇENEKLERİ

Düşük dereceli glial tümörler erken teşhis ve tedavi edilmediklerinde ciddi sorunlar teşkil edebilmektedir. Örneğin; büyümekte olan bir tümör beyindeki önemli noktalara bası oluşturarak işlev bozukluğu yapabilmekte, hastanın sara nöbeti geçirmesine neden olabilmektedir. Tedavi edilmeyen düşük dereceli glial tümörler uzun yıllar sonunda yüksek dereceli glial tümörlere dönüşerek daha agresif bir seyir göstermeye başlayabilirler.

Özellikle 1. derece beyin tümörleri cerrahi olarak tamamen çıkarıldıktan sonra tekrar nüks etme olasılığı oldukça düşükür. Ancak  2. derece tümörler cerrahi olarak çıkartıldıktan sonra sıklıkla tekrar edebilmekte ve yeniden cerrahi gereksinimi olabilmektedir. Aynı zamanda bu tümörler yüksek dereceli tümöre dönüşerek de nüks edebilmektedir.

CERRAHİ TEDAVİ

Düşük dereceli glial tümörlerin birincil tedavi yöntemidir. Cerrahinin şekli tümörün boyutuna ve yerleşim yerine, önemli beyin bölgelerine komşuluğuna göre kişiye özel olarak belirlenmektedir. Cerrahi tedavinin amacı hastada işlevsel bozukluk yaratmadan ya da işlevsel bozukluk oluşması kaçınılmaz ise olabilecek en az bozukluğu yaratarak mümkün olan en fazla tümör dokusunu çıkarmaktır. Çıkarılan tümör dokusunun oranı arttıkça tümörün patolojisine bağlı olarak farklılıklar göstermekle birlikte, nüks etme olasılığı azalmakta ve  nüks etmesi için gereken süre uzamaktadır.

Cerrahi tedavide tümörün üzerinde bulunan kafatası ve beyin zarı açılarak beyin ve tümör dokusuna ulaşılır ve tümör mikroskop altında çıkartılır. Hastanın eşlik eden hastalıkları ya da tümörün bulunduğu bölge tümörün çıkartılmasına engel teşkil ediyor ise biyopsi yapılarak hastalığın patolojik tanısı konulabilir ve cerrahi dışı diğer tedavi seçenekleri değerlendirilebilir.

Cerrahi esnasında bazı özel teknikler tümörün daha etkin olarak ve daha az işlevsel bozukluk oluşturarak çıkartılmasına yardımcı olabilmektedir.

Bu tekniklerin her hastada uygulanması şart olmamakla beraber, tedaviyi yönlendiren ekibin deneyimleri doğrultusunda gerekli görülen durumlarda kullanılabilir. Kullanılabilecek teknikler arasında uyanık beyin ameliyatı ve beyin haritalaması yöntemleri, intraoperatif (ameliyat esnasında) MR görüntüleme, nöronavigasyon sistemleri, nöromonitörizasyon olarak sıralanabilir.

RADYOTERAPİ VE KEMOTERAPİ

Düşük dereceli glial tümörlerde nadiren kullanılmakla birlikte bazı özel durumlarda gerekli olabilmektedir. Tümörün çıkartılmasının yerleşimi ya da büyüklüğü itibariyle mümkün olmadığı durumlarda, tümörün bir bölümünün önemli işlevleri yürüten (konuşma, hareket bölgeleri gibi) beyin bölgelerine yakın ya da bu bölgelerin içinde olduğu durumlarda bu bölgedeki tümör kalıntı olarak bırakılması tercih edilebilmekte, kalıntı olarak bırakılan tümörün tekrar büyümesinin önlenmesi ya da en azından geciktirilmesi için radyoterapi ve/veya kemoterapiye başvurulabilmektedir. Ayrıca düşük dereceli glial tümörlerin bazı özel alt tiplerinde kemoterapinin tümör nüksünü önlediği ya da geciktirdiği bilindiğinden bu tümörlerde ameliyat sonrası kemoterapi uygulanabilir.

AMELİYAT SONRASI DÖNEM

Beyin tümörü operasyonu yapıldıktan sonra ortaya çıkabilecek işlevsel bozukluklar nedeniyle hastanın fizik tedavi, konuşma terapisi gibi rehabilitasyon programlarına katılmaya gereksinimi olabilmektedir. Bu terapilerin amacı bozulan ya da kaybedilen işlevlerin yeniden kazandırılması, tümörün ya da operasyonun neden olabileceği sorunlarla başa çıkılması, hastanın işine ve günlük yaşantısına geri dönebilmesi  için gerekebilmektedir.

KAROTİS ARTER HASTALIĞI

Boynumuzun her iki yanında birer tane olarak yerleşmiş olan ana karotis arterlerimiz (halk arasındaki adıyla ‘Şah damarı’) internal (iç) ve eksternal (dış) karotis arterler olarak iki ana dal ve sonrasında bunlara ait çeşitli dallanmalarla seyreder. İnternal karotis arterler beyne oksijence zengin kanı ulaştıran 4 ana damardan ikisini oluşturur. Eksternal karotis arterler ise yüz, boyun bölgesi ve saçlı deriyi beslerler. Karotis arterlerin iç kısmında plak adı verilen yağ içeriği yüksek yapılanmanın gelişimine karotis arter hastalığı adı verilir.

Karotis arter hastalığı inme veya serebrovasküler ataklara yol açabildiği için ciddi seyredebilen bir durumdur. İnme beyne giden kan akımı kesildiğinde ortaya çıkar. Eğer beyne giden kan akımı birkaç dakikadan fazla kesintiye uğrarsa beyin hücreleri ölmeye başlar. İnme beyin hasarı, felçler, uzun dönemli sakatlık ve ölümle sonuçlanabilir.

GENEL BAKIŞ

Arterlerin iç kısmında plak oluşumuna ateroskleroz denir. Plak oluşumu zamanla arterlerde sertliğe ve iç çapında daralmaya yol açar. Bunun sonucunda oksijence zengin kanın ilgili organlara ve vücut bölgelerine ulaşımı kısıtlanır. Ateroskleroz herhangi bir arteri etkileyebilir. Örnek olarak koroner arterlerde plak gelişimi kalp krizlerine, karotis arterlerde plak gelişimi inmelere yol açabilir. Karotis arterler içinde pıhtı oluşumuyla da inme gelişebilir. Arter duvarında oluşan plakta zamanla çatlama ve yırtılma meydana gelmesi, buraya trombosit denen pıhtılaşmayı sağlayıcı kan elemanlarının yapışmasına ve karotis arterin kısmen ya da tamamen tıkanmasına yol açabilir. Bununla birlikte bu bölgeden kopan plak parçacıkları ve kan pıhtıları kan dolaşımı yoluyla beyindeki daha küçük çaplı damarlara ulaşarak burada tıkanma ve dolayısıyla inmeye yol açabilir.

Karotis arter hastalığı karotis arterlerde ileri derecede daralma ya da tam tıkanma ortaya çıkana kadar belirti vermeyebilir. Bazı kişilerde inme hastalığın ilk bulgusudur.

Karotis arter hastalığı kalp problemleri ve beyin kanamalarıyla birlikte başlıca inme sebeplerindendir. Yaşam tarzında değişiklik, ilaç kullanımı ve/veya tıbbi-cerrahi tedaviler karotis arter hastalığının ortaya çıkmasını engelleyebilir ya da ortaya çıkmış hastalığı tedavi ederek inme riskini önemli ölçüde azaltabilir.

KAROTİS ARTER HASTALIĞINA NE YOL AÇAR?

Herhangi bir nedenle karotis arterlerin iç tabakalarında hasarlanma ortaya çıktığında karotis arter hastalığı başlar görünmektedir. Bu hasarlanmaya katkıda bulunan faktörler:

  • Tütün ve tütün ürünleri kullanımı
  • Kanda yüksek miktarda yağ ve kolesterol bulunması
  • Yüksek kan basıncı
  • İnsülin direnci veya diyabete bağlı yüksek kan şekeri düzeyi

Bu hasarlanma ortaya çıktığında vücudun iyileşme süreci başlatılır. İyileşme arterdeki hasarlı bölgede plak oluşumuna yol açabilir. Zamanla plak üzerinde çatlama ve yırtılmalar meydana gelir. Trombosit adı verilen kan hücreleri arterdeki hasarlı bölgeye yapışır ve birlikte pıhtı oluşumuna yol açabilir. Plak veya pıhtı oluşumu ya da her ikisi birlikte karotis arterlerde ileri darlığa veya tıkanmaya yol açarak oksijence zengin kanın beyine ulaşımını kısıtlar. Bu durum inme gelişimiyle sonuçlanabilir.

Kimler Karotis Arter Hastalığı İçin Risk Altındadır?

Bazı hastalıklar ve alışkanlıklar karotis arter hastalığı gelişimi için risk oluşturabilir. Bu faktörler risk faktörleri olarak adlandırılır. Daha fazla sayıda risk faktörüne sahip olmak karotis arter hastalığı gelişimi ihtimalini ve şiddetini arttıracaktır. Risk faktörlerinin bazıları kontrol edilebilmekle birlikte bir kısmı da kontrolümüz dışındadır.

Aşağıdaki listede yer alan, karotis arter hastalığı için ana risk faktörü olan durumlar aynı zamanda koroner arter hastalığı ve kalp hastalığı gelişimi için de ana risk faktörleridir:

Sağlıksız kolesterol seviyeleri: Yüksek LDL kolesterol (kötü kolesterol)ve/veya düşük HDL kolesterol (iyi kolesterol) seviyeleri

Yüksek kan basıncı: Kan basıncının 140/90mmHg üzeri seyretmesi

Tütün ve tütün ürünleri kullanımı: Kan damarlarında hasar ve sertleşmeye yol açar, kolesterol seviyesinin artışına ve kan basıncını yükselmesine yol açar. Ayrıca dokulara yeterince oksijen ulaşmasını engeller.

İleri yaş: Yaşlanmayla birlikte karotis arter hastalığı riski artmaktadır. 50-59 yaş arası yetişkinlerin % 1 kadarında karotis arterlerde ciddi plak oluşumu görülürken bu oran 80-89 yaş gurubunda % 10’lara varmaktadır.75 yaş altında erkeklerde daha sıklıkla karotis arter hastalığı görülmesine karşın 75 yaş sonrasında kadınlarda görülme sıklığı daha fazladır.

İnsülin direnci: Bu durum vücudun kendi ürettiği insülini uygun şekilde kullanamamasıyla ortaya çıkar. İnsülin kandaki şekerin kullanılacağı hücrelere taşınmasını sağlayan bir hormondur. İnsülin direnci diyabete (şeker hastalığı) yol açabilir.

Diyabet: Bu hastalıkta kan şekeri düzeyleri yüksektir; çünkü vücut yeterince insülin üretememekte ya da üretilen insülin uygun şekilde kullanılamamaktadır.

Aşırı kiloluluk ve Obesite: Beden-Kitle –İndeksi’nin 25-29 arası olması aşırı kilolu, 29’dan büyük olması obesite olarak nitelendirilir. Birinci basamak sağlık kuruluşlarında bu durum belirlenebilmekte ve gerekli diyet-tedavi düzenlenmeleri için ilgili uzman hekimlere yönelmeniz sağlanabilmektedir.

Metabolik sendrom: İnme, diyabet ve kalp hastalığı gibi çeşitli sağlık problemleri oluşumu riskini arttıran bir grup risk faktörlerinin adıdır.

Fiziksel aktivite azlığı: Fiziksel aktivite azlığı karotis arter hastalığına yol açabilecek diğer risk faktörlerinin oluşumuna katkıda bulunabilir.

Ailede ateroskleroz öyküsü

Bu risk faktörlerine sahip olmak mutlaka karotis arter hastalığına yakalanacağınız anlamına gelmez. Ancak bu faktörlerden bir ya da daha fazlasına sahipseniz hastalığın gelişimini engellemek için gerekli adımları atabilirsiniz.

Karotis arterlerde plak oluşumu başka arterlerde de plak oluşumuna işaret edebilir. Karotis arter hastalığı olan bireylerin önemli bir kısmında koroner arter hastalığı da tabloya eşlik etmektedir.

Karotis Arter Hastalığının Belirti ve Bulguları Nelerdir?

Karotis arter hastalığı, karotis arterler ileri derecede daralana ya da tam tıkanma oluşana kadar belirti ve semptomlara yol açmayabilir. Görülebilecek başlıca semptomlar arasında üfürüm, geçici iskemik atak ve inme sayılabilir.

Üfürüm: Karotis arterlerde belirli bir seviyenin üzerinde darlık oluşumuyla arter içinden geçen kan akımının hızı ve akım karakteristiği değişebilir. Bu değişimin bulgusu olarak, boyun bölgesinin stetoskopla dinlenmesiyle duyulan uğultu benzeri sese üfürüm adı verilir. Rutin tıbbi muayeneniz esnasında üfürüm tespit edildiği takdirde hekiminiz sizden bir dizi ileri tetkik isteyebilecektir. Ancak her karotis arter hastalığında üfürüm duyulmayabilir.

Geçici İskemik Atak(GİA-TIA): Karotis arter hastalığının ilk bulgusu olabilen TIA belirti ve bulgular yönünden, kısmen ya da tamamen inmeyi andırabilir. İnme’den farkı semptomların 24 saatten az sürmesidir.

Görülebilecek Semptomlar:

  • Vücudun bir yarısında yüzü de içine alan çeşitli derecelerde güç kaybı ve/veya hissizlik Konuşma ve anlama güçlüğü
  • Bir ya da her iki gözde ani görme kaybı-görmede azalma
  • Baş dönmesi-denge bozukluğu
  • Sebepsiz, ani başlangıçlı şiddetli baş ağrısı

Bazen çok kısa süreli olabilen bu semptomlar arkadan gelecek ağır bir inmenin işareti olabileceğinden mutlaka bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır.

İnme: Karotis arter hastalığı olan pek çok hastada geçici iskemik atak(TIA) olmaksızın inme gelişmektedir. İnme bazı bulguları açısından TIA ile benzerlik gösterse de çok daha ciddi bir tablodur ve kalıcı beyin hasarı, felçler, çeşitli vücut fonksiyonlarında kayıp ve hatta ölüme yol açabilir.İnme gelişen hastaların acil ve doğru tedavi yönetimi gelişebilecek komplikasyonların önlenmesi veya en aza indirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.

Böyle bir durumda hastanın ilk 6 saat içerisinde nöroloji-beyin sinir cerrahisi ve girişimsel radyoloji uzmanlarından oluşan inme ekibi tarafından değerlendirilmesi ve uygun tedavi yönetiminin belirlenmesi gereklidir.

Karotis Arter Hastalığı Tanısı Nasıl Konulur?

Karotis arter hastalığı tanısı tıbbi hikayeniz ve yapılacak ayrıntılı muayene sonucuna göre istenebilecek bir dizi tetkik sonrası el edilen sonuçlara göre konur.

Tıbbi Hikaye: Doktorunuz karotis arter hastalığı açısından ana risk faktörlerine sahip olup olmadığınızı tespit eder. Anamnez adı verilen tıbbi sorgulamanız sırasında, öncesine ait geçici iskemik atak ve/ veya inme semptomlarına sahip olup olmadığınız araştırılır.

Tıbbi Muayene: Ayrıntılı fizik ve nörolojik muayeneniz yapılır. Bu muayene sırasında boyun bölgesinde 6 karotis arterlerin üzeri stetoskop ile dinlenerek bir akım bozukluğu işareti olabilen üfürüm varlığı da araştırılır. Muayene sonuçlarınıza göre bir dizi tetkik istenebilir

Tanısal Testler: Aşağıdaki tetkikler karotis arter hastalığı tansında sıklıkla kullanılır:

  • Karotis Ultrasonografisi: En sık kullanılan tanısal testtir. Ağrısız ve zararsız bir tetkik olan karotis ultrasonografisi sırasında ses dalgaları kullanılarak karotis arterlerinin iç yapısındaki değişiklikler ve kan akımı düzensizlikleri tespit edilmeye çalışılır. Bu yöntem hamilelerde de güvenle kullanılabilir.
  • Karotis Anjiografi(DSA): Karotis anjiyografi X ışınları kullanılarak yapılan, özellikle ciddi ve /veya semptomatik karotis arter darlıklarında ya da karotis ultrasonografisi ile sağlıklı bilgi elde edilemeyen durumlarda kullanılır. Bu tetkik yöntemi halen karotis arter hastalığı tanısında altın standart olarak kabul edilmektedir. İşlem sırasında, kasık ya da kol atardamarından ilerletilen bir kateterle karotis arterlerine ulaşılarak kontrast madde enjeksiyonu yapılır ve karotis arterlerinin yapısı ve içinden geçen kan akımı özellikleri ortaya konur. Tekniği ve kullanılan kontrast madde nedeniyle düşük oranda komplikasyon riskine sahip olan bu tetkik öncesi hasta ve/veya yakınları bilgilendirilmekte ve işlem onamı alınmaktadır. X ışını kullanılması nedeniyle özel durumlar dışında hamilelerde tercih edilmeyebilir.
  • Manyetik Rezonans Anjiyografi(MRA): Temelinde bir MR incelemesi olan bu tetkik ile karotis arterlerin görüntülenmesi sağlanır . Tanısal olarak doppler ultrasonografi ve karotis anjiyografi kadar sıklıkla kullanılmayan bu tetkik, bazı durumlarda doktorunuz tarafından istenebilecektir. Genellikle işlem sırasında herhangi bir ilaç enjeksiyonu gerekmemektedir.
  • Bilgisayarlı Tomografi Anjiyografi (BT Anjiyografi): Karotis arter hastalığının tanı ve takibinde yeri giderek artan bu tetkik tomografi cihazı kullanılarak gerçekleştirilir. İşlem sırasında hastanın genellikle kol bölgesindeki bir toplardamardan kontrast madde enjeksiyonu yapılarak boyun ve kafa içi damar yapısı ayrıntılı bir şekilde ve 3 boyutlu olarak görüntülenir. Bu işlem, temelinde X ışını kullanılması sebebiyle özel durumlar dışında hamilelerde tercih edilmeyebilir. Kontrast madde verilmesi için damar yolu açılması dışında ağrısız bir işlemdir.

Karotis Arter Hastalığı Nasıl Tedavi Edilir?

Karotis arter hastalığı tedavisi yaşam tarzı-diyet değişiklikleri, ilaç tedavisi ve bazı tıbbicerrahi işlemleri içerebilir Tedavide esas, hastalığın ilerlemesinin durdurulması ve inme gelişiminin önlenmesidir.

Tedavi protokolü semptomlarınız, hastalığınızın derecesi, yaşınız ve genel sağlık durumunuz göz önüne alınarak belirlenir. Karotis arter hastalığının ilk tanı, ilaç tedavisi ve takibi nöroloji uzmanlarınca yapılmakla birlikte tetkik ve tedavi protokolü belirlenirken beyin ve sinir cerrahisi ve girişimsel radyoloji uzmanlarının görüşüne başvurularak hasta için en uygun tedavi yönetimi belirlenir.

  • Yaşam Tarzı Değişiklikleri: Yaşam tarzı-diyet değişiklikleri gelişebilecek karotis arter hastalığını önleyebilir ve/veya kötüye gitmesini engelleyebilir. Sağlıklı bir diyet uygulanması ve ideal kilonun korunması kolesterol seviyenizin uygun sınırlarda kalmasına ve yüksek kan basıncı gelişimine yardımcı olur.

Fiziksel aktivitenin arttırılması ideal kilonun korunması ve iyi kolesterol (HDL) seviyenizin yükselmesini sağlar. Sizin için hangi tip fiziksel aktivitenin uygun olabileceği mevcut sağlık durumunuz ve yaşınız göz önüne alınarak hekiminiz tarafından belirlenecektir.

Tütün ve tütün ürünlerinin kullanılmaması genel sağlığınız için olduğu kadar, atardamar sağlığınız için de kritik öneme sahiptir.

  • Karotis Arter Hastalığının İlaçla Tedavisi: Bu tedavi yönetimi nöroloji uzmanları tarafından düzenlenir. Bu tedavi yönetimi sırasında karotis arter hastalığı için ana risk faktörü olan Diyabet (şeker hastalığı), hipertansiyon, kalp hastalığı ve obesite’nin kontrol altına alınması için ilgili branş hekimlerinden konsültasyon istenebilir.

Tedavi protokolünüzün belirlenmesi sırasında yaşam tarzı-diyet değişiklikleri ve ana risk faktörlerinin kontrol altına alınması dışında gerekli durumlarda kanı sulandırıcı ve pıhtılaşmayı engelleyici bazı ilaçları kullanmanız gerekebilir. Uygun ilaç tedavisi hekimiz tarafından belirlenir. Bu tedavi sırasında sizin için uygun ilaç dozunun saptanması ve düşük de olsa ilaca bağlı gelişebilecek komplikasyonların asgaride tutulması açısından belirli aralıklarla bir dizi kan testi istenebilmektedir.

  • İlaç Dışı Tedavi : İlk tanı veya takibiniz sırasında belirli bir derecenin üzerinde karotis arter darlığı ve darlıkla uyumlu klinik bulguların olması durumunda ilaç tedavisine ek olarak farklı tedavi protokolleri gerekebilmektedir. Hasta için uygun olan tedavi nöroloji, beyin ve sinir cerrahisi ve girişimsel radyoloji uzmanlarının birlikte konsültasyonuyla belirlenir.
  • Başlıca İlaç Dışı Tedavi Yöntemleri: Karotis arter hastalığının ilaç dışı tedavilerinde darlık oluşan bölgede cerrahi ya da girişimsel anjiyografi teknikleriyle darlığın mekanik olarak giderilmesi hedeflenir. Hasta için hangi tedavi biçiminin uygun olduğuna hastanın yaşı, genel sağlık durumu, mevcut risk faktörleri, darlığın derecesi, beyin kan dolaşımı gibi kıstaslar göz önünde bulundurularak nöroloji-beyin ve sinir cerrahisi-girişimsel radyoloji uzmanlarının ortak konsültasyonuyla karar verilir. Çoğunlukla genel anestezi gerektiren bu işlemler belirli oranlarda komplikasyon risklerine sahiptir. Seçilen girişim şekli ve olası riskleri konusunda hekiminiz/hekimleriniz sizi bilgilendirecek ve onayınız alınacaktır.
  • Karotis Endarterektomi: Cerrahi bir işlem olan karotis endarektomi lokal (bölgesel), ya da genel anestezi altında gerçekleştirilir. Hangi anestezi yönteminin uygun olacağına cerrah ve anestezi uzmanı birlikte karar verirler. Cerrahi girişim hastanın darlık olan karotis arter tarafında, boyun bölgesinden yapılan bir kesiden yapılır. Darlığın olduğu bölgede atardamar açılarak daralmaya yol açan plak çıkarılır ve damar tekrar dikilir. Yaklaşık 2 saat kadar süren operasyon sonrası çoğu hasta için 1-2 gün 9 kadar hastanede kalış öngörülür. Cerrahi sonrası hastanın kullanması gereken pıhtılaşma önleyici ve/veya kan sulandırıcı ilaç tedavisi nöroloji uzmanıyla konsülte edilerek belirlenir. Ameliyat olan hastaların radyolojik takibinde çoğu zaman karotis ultrasonografi ve BT Anjiyografi yeterli olabilirken, bazı durumlarda tekrar karotis anjiyografisi istenebilir.
  • Karotis Stent Uygulaması (Anjiyoplasti): Bu işlem girişimsel radyoloji ünitelerinde endovasküler girişimler konusunda eğitim almış nöroşirürjiyenler veya girişimsel radyologlar tarafından yapılmaktadır. İşlem sırasında genel anestezi tercih edilir. Anjiyoplasti olarak da adlandırılan işlemde tıpkı karotis anjiyografide olduğu gibi genellikle kasık atardamarından bir kateter ile girilerek darlık olan karotis arter bölgesine ulaşılır. Darlığın olduğu bölgede balon ve stent uygulamaları ile dar bölgenin genişlemesi ve normal kan akımının sağlanması hedeflenir. İşlem sonrası genellikle 1 gün kadar hastanede kalış öngörülür. Karotis arterde tekrar tıkanıklık oluşumunu engellemek için gerekli olan kanı sulandırıcı ve/veya pıhtılaşmayı engelleyici ilaç tedavisi nöroloji uzmanı ile konsülte edilerek belirlenir.

Karotis arter hastalığının gerek ilaçla gerekse de ilaç dışı tedavi yönetiminde hekiminizce belirli aralıklarla çeşitli labarotuar ve radyolojik tetkikler istenecektir. Hasta ve/veya hasta yakınlarının bu konuya göstereceği uyum tedavi açısından çok önemlidir. Karotis arter hastalığı tedavi edilmediği takdirde ölüme kadar varabilen bir dizi sağlık sorununa yol açan ciddi bir hastalıktır.Hastanın genel sağlık durumu ve semptomları,eşlik eden risk faktörleri, karotis arterdeki darlığın derecesi ve yapısal özellikleri göz önüne alınarak en uygun 10 biçiminin ivedilikle belirlenmesi gerekmektedir. Tedavi yönetiminde nöroloji, beyin ve sinir cerrahisi ve girişimsel radyoloji uzmanları aktif olarak yer alır. Ülkemizde bu konu üzerinde uzmanlaşmış pek çok merkez bulunmakta ve karotis arter hastalığı başarı ile tedavi edilebilmektedir.

KEMİK ERİMESİ

Bu hastalık, kemik miktarında-yoğunluğunda azalma ve kemik dokusundaki bozulmaya bağlı kemik direncinde azalma ve kırık riskinde artış ile karakterize bir tablodur. Bilek, kalça ve omurga kemikleri, osteoporoz ile ilgili kınıklardan en fazla etkilenen kemiklerdir.

Düşük kemik yoğunluğu, seviyenizin erken dönemde tespit edilmesi, osteoporoz ve kemik kırılmalarını, buna bağlı ağrı ve şekil bozulmalarını önlemek açısından önemlidir.

KIMLERI ETKİLER?

Osteoporozla ilgili birçok risk faktörü vardır. Yaş, genetik ve cinsiyet üç önemli faktördür.

Yaş: Yaşlanmaya bağlı olarak, kadın ya da erkekte, 50 yaştan sonraki her yıl kemik yoğunluğunda %60.5’lik kayıp olmaktadır.

Genetik: Ailenizde osteoporozlu biri varsa sizde osteoporoz gelişme riski %85’tir.

Cinsiyet: Kadınlar erkeklere göre daha fazla osteoporoz gelişmesi riskine sahiptir. Kadınlar ayrıca menopozdan sonra fazla miktarda kemik kaybı riskiyle karşı karşıyadırlar. Menopozdan sonraki ilk 5-7 yıl içinde kemik yoğunluğunda %3 kadar kayıp yaşayabilirler. Eğer başka risk faktörleri varsa kayıp oranı daha da fazla olabilir.

Sigara içme, aşırı alkol ve kafein alımı, az hareketli yaşam, beslenme bozukluğu osteoporoz gelişimini etkileyen diğer risk faktörleridir. lyi dengelenmiş sağlıklı bir diyet önemlidir. Kalsiyum ve kalsiyumun emilimi için gereken D vitamini içeriği yönünden yetersiz diyet ve zayıf beslenme, kişiyi güçlü kemiklerin gelişimi ve korunması için ihtiyaç duyduğu yapı taşlarından mahrum bırakır. Her yaş grubunda fiziksel egzersizlerden yoksunluk düşük kemik yoğunluğuna katkıda bulunacaktır.

Bu risk faktörlerinin zamanlaması, kemik kuvvetliliği üzerinde geniş bir etkiye sahiptir. Örneğin ergenlik boyunca düzensiz beslenme, en yüksek kemik yoğunluğuna ulaşılmasını etkiler. Osteoporoz gelişme riski, 30 yaşına kadar ne kadar kemik yoğunluğuna ulaşıldığına ve onu yaşam boyunca ne kadar iyi sürdürüldüğüne bağlıdır. Fakat her yaş grubunda osteoporoz gelişme riskini azaltmak için yapabilecek bazı şeyler vardır.

Ayrıca birçok kronik rahatsızlık (karaciğer hastalıkları, barsak hastalıklar, romatoid artrit gibi bazı romatizmal hastalıklar veya hipertiroidi gibi hormonal hastalıklar) ve ek olarak bazı tedaviler (steroidler, kanser ilaçları, kronik antiasit kullanımı, kan seyreltici içeren ilaçlar gibi) düşük kemik yoğunluğunu başlatabilir. Bu şartlardan birine sahipseniz veya kemiklerinizi etkileyebilecek tedaviye ihtiyaç duyuyorsanız bu kontrol edilebilir risk faktörlerini azaltmak için doktorunuzla görüşünüz.

NASIL TANI KOYULUR?

Yalnızca X-ray (direkt grafi) incelemesi, kemiklerin önemli bir miktarı kaybedilinceye kadar (en az 0 kayıp gibi), osteoporozu tespit edebilmek için yeterli hassaslığa sahip değildir.

Tanı, dual-energy X-ray absorptiometry (DEXA) taramasıyla şu anda daha rahat ve uygun bir şekilde koyulabiliyor. Bir DEXA taraması 30 dakika alır, ağrısız ve sadece göğüs X-ray’ının onda biri radyasyona maruz bırakan bir işlemdir.

Sonuçlar genç yetişkinin (30’lu yaşların) ortalama değerleriyle karşılaştırılır. Bu T-skoru olarak adlandırılır ve kırık riskinin tahmin edilmesinde kullanılır. Düşük T-skoru kemiklerin kırılganlığının fazla olduğu anlamına gelir.

-1.0 ile-2.5 arası bir T-skoru osteopeni (zayıf kemikler) göstergesi kabul edilir ve -2.5’ten daha düşük bir T-skoru osteoporoz olduğunu gösterir. Bir de Z-skoru vardır ki o da kendi yaş grubunuzun ortalama değerlerinden sapmayı gösterir.

Osteoporoza bağlı kırık kemiklerin tanısı direkt grafi, manyetik resonans görüntüleme ve bilgisayarlı tomografi yardımı ile konur.

HANGİ TEDAVİLER MEVCUTTUR?

Aslında birçok hastalıkta geçerli olduğu gibi, osteoporozdan korunma (proflaksi) çok daha önemlidir.

Düşük kemik yoğunluğu tedavisi, tüm risk faktörlerine yönelik olmalıdır. Bu tedavi, yeteri kadar kalsiyum ve D vitaminine (beslenme düzeninden ya da ilavelerle birlikte) sahip olunduğundan emin olmayı, ek olarak yürüyüş ve hafif güç antrenmanı gibi tümü güçlü kemiklere sahip olmak için gerekli vücut egzersizleri yapmayı içerir.

Ortalama günlük beslenmede günde 600 mg’dan az kalsiyum vücuda alınır. Yaşa ve cinsiyete bağlı olarak günde 1000-1500 mg almanız tavsiye edilmektedir. Günlük önerilen kalsiyum ve D vitamini almak için, peynir, tereyağı, kaymak, kuvvetlendirilmiş süt, yoğurt ve dondurma gibi günlük besinler tüketilmelidir. Brokoli, karalahana, hardal bitkisi, şalgam bitkisi, çin lahanası gibi yeşil yapraklı bitkiler de iyi birer kalsiyum kaynaklarıdır. D vitamini ise balık, istiridye ve kuvvetlendirilmiş tahıllarda bulunur.

Vücut egzersizi önemlidir. Öncelikli amaç, fiziksel etkinliği artırmaktır. Apartman blokları boyunca yürümek veya yerel alışveriş merkezlerine yapılan uzun yürüyüşler iyi birer başlangıçtır. Elde taşınır ağırlıklarla yapılan egzersizler veya direnme antrenmanlar (ağırlık kaldırma) güç artırıcı çalışmalardır. Yaygın ev eşyaları (küçük konserve kutuları gibi) el ağırlıkları yerine kullanılabilir. Yüzme bir egzersiz olmamasına rağmen, egzersiz programının bir parçası olarak mükemmel bir seçimdir. Yeteneğinizle eşleşen bu egzersiz programı saptaması için Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon uzmanına danışmakta yarar vardır.

TIBBİ TEDAVİ

Tıbbi tedaviden amaç kemik kaybını azaltmak durdurmak ve/veya kemik yoğunluğunu miktarını ve kalitesini artırmaktır.

Osteoporozun; östrojen, alendronat, residronate, stronsiyum, raloksifen, kalsitonin ve parathormon içeren ilaçlar ile birlikte şu anda geliştirilmekte olan birçok tibbi tedavisi mevcuttur.

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon veya Endokrin uzmanları, doğru tedavi planına karar verilmesinde ve gerekirse herhangi tıbbi tedaviyi saptanmasında yardımcı olabilir.

Osteoporoz tedavisinde kilit nokta, kemik kaybını önlemek ya da yavaşlatmaktır. Risk faktörlerinizi değerlendirin ve sizin için uygun aşamaları sağlık hizmetleri danışmanınızla ele alın. Uygun kalsiyum ve D vitaminli bir beslenme, sigarayı kesme, düşük kafein ve alkol alımı, yaşa ve sağlık durumuna uygun bir egzersiz programı, herkes için faydalı olacaktır.

HANGİ HASTALARA CERRAHİ GİRİŞİM YAPILIR?

Osteoporoza bağlı omurgada çökme olursa, hastada şiddetli sırt veya bel ağrısı oluşur. Erken başvuran olgulara kifoplasti veya vertebroplasti olarak adlandırılan kapalı yöntem ile çöken omurga içine kemik çimentosu enjeksiyonu yapılır. Bu yöntem ile hastanın ağrılar büyük oranda geçer ve hasta yürüyebilir konuma gelir. Bu yöntemlerin riski, nadiren kemik çimentonun istenmeyen bölgelere sızabilmesidir. Aşın çökmüş veya ciddi açılanmış omurlara çok sayıda vida ve kancalar kullanılarak yapılan ameliyatlar ile yardımcı olunabilir. Çöken omurga ne kadar erken yakalanırsa sonuç o kadar iyidir.

LOMBER FASET EKLEM ENJEKSİYONU

Faset eklemleri, bir omurla komşu diğer bir omurun, Üst ve alt eklemsel çıkıntıları arasında yaptığı gerçek bir eklemdir ve omurganın arka kısmında yer alır. Faset eklemleri sağlamlık sağlar, omurgaya eğilme ve bükülme yeteneği kazandırır. Eklem, kıkırdak ince bir yüzey tabaka içerir, kapsülle çevrilidir ve içi sinovyal sıvıyla (kıkırdağı besleyen ve omurga hareket ettiğinde iki kemik yüzeyi arasındaki sürtünmeyi önleyen bir sıvı) doludur.

FASET EKLEMİ ENJEKSİYONU NEDEN UYGULANIR?

Faset eklemi enjeksiyonunun basit olarak iki sebebi

vardır:

1. Tanı: Ağrının kaynağını bulmak.

2. Tedavi: Tespit edilen bir anormalliği tedavi etmek.

Çoğu bel ağrısı, kendi kendine birkaç hafta içinde veya dinlenme, tıbbi tedavi (antiinflamatuvar ilaçlar vb), fizyoterapi ve egzersizler gibi konservatif tedavilerle düzelme gösterir. Altı haftadan fazla süredir bel ağrısı şikayetiniz varsa ve konservatif tedaviler yardımcı olmadıysa veya ağrınız arttıysa, doktorunuz omurganın yapısının görüntülenebilmesi için manyetik rezonans görüntüleme (MRG) veya bilgisayarlı tomografi (BT) gibi tanı koyucu testler isteyebilir. Faset ekleminde bir problem (inflamasyon, irritasyon, şişlik veya artrit gibi). hafif bel ağrılarına neden olabilir. Tanı koydurucu testler faset eklemindeki anormalliği gösterebilir, ağanın kaynağının faset eklemi olduğunu ortaya çıkarabilir. Fakat faset eklemi ağrının kaynağı olmasına rağmen, testler normal çıkabilir. Faset eklemlerinin gerçekten bel ağrısının sebebi olduğuna karar verilirse, bir enjeksiyon (“blok” olarak adlandırılır) İstenebilir. Faset eklemine uygulanan düşük miktarda lokal anestezik madde enjeksiyonu ile ağrı azalır veya yok olursa bu durum, ağrının kaynağının faset eklemi olabileceğini gösterir. Bu uygulama şekli, faset eklemi enjeksiyonunun tanı koydurucu olarak kullanımıdır.

Bir faset ekleminin ağrının kaynağı olduğu tespit edilirse, anestezik ajanların ve antiinflamatuvar ilaçların tedavi edici enjeksiyonları uzunca bir süre ağrı hafiflemesi sağlayabilir.

ENJEKSİYONLAR NASIL UYGULANIR?

Faset eklemi enjeksiyonları hasta uyanıkken, lokal anestezi altında ve iletişim kurabilir bir vaziyetteyken uygulanır. Bazen doktorunuz uygulama boyunca sizi daha rahat ettirmek için uyuşturucu kullanabilir. Enjeksiyon genellikle röntgen masasında yüzüstü yatarken gerçekleştirilir.

Doktorunuz, etkilenmiş eklemin üstündeki sırt bölgesini temizleyip sterilize edecektir. Uygulama süresince, doğru faset eklemine iğneyi yerleştirebilmesine imkan sağlayacak floroskopik röntgen uygulanacaktır. Dikkatli yerleştirmeden sonra, doktorunuz enjeksiyon bölgesinin üstündeki deriyi uyuşturmak için lokal anestezi kullanacaktır.

Faset eklem enjeksiyonlan 3 tiptir:

1. Intrafaset enjeksiyon

2. Faset eklemini inerve eden sinir blogu

3. Faset eklemini inerve eden sinirde termokoagülasyonla rizotomi.

Intrafeset enjeksiyon: Faset eklemi içerisine floroskopi altında 22 G iğneyle girilerek 0.2 ml kontrast madde enjekte edilir. Daha sonra tanısal amaçlı olarak 1 ml %2 lidokain veya markain enjekte edilir. Eğer uzun süreli etki isteniyorsa tedavi edici olarakta lokal anestezik madde steroidle karıştırarak enjekte edilir. Bunun etkisi uzun süreli etki gösterir. Ancak enjeksiyon esnasında faset kapsülü içerisine yüksek hacimli enjeksiyon yapılırsa kapsül rüptürüne bağlı eklem dejenerasyonunun hızlanmasına neden olabilir. Bu işlem tek seviye uygulanabilir.

Faset eklemi inerve eden sinir bloğu: Bir faset eklem 2 sinir kökünden inerve edilir. Sinir bloğu yapılacaksa bir eklem için 2 seviye blok yapılmalıdır. Blok sadece lokal anestezikle tanısal olarak ve uzun etki etmek için depo steroidle yapılır. Etkinlik 3-4 gün sürebileceği gibi aylarca da sürebilir.

Faset eklemi inerve eden sinirde termokoagülasyonla rizotomi: Eğer yapılan sinir bloğu ile ağrı geçiyor fakat erken sürede tekrar ediyorsa sinir bloğunu uzun etkili kılmak için Radyofrekans jenaratörü adı verilen cihazla sinire termokoagülasyon yapılır. Bu sayede aylarca etkin ağrı kontrolü sağlamak mümkündür.

Bu işlem doğumsal eklem bozukluğu (istmik defekt), instabil spondilolistezis bulunan hastalarda uygulanmamalıdır. Çünkü ağrı, hastayı rahatsız eden bir duyum olmakla beraber dokudaki hasarı bildiren bir alarmdır. Listezisin artışını ve nörolojik defisitin ortaya çıkmasının fark edilmesini zorlaştırabilir

Bu yöntemler faset ekleme bağlı ağrının diske bagi ağrıdan ayrımında çok önemlidir. Faset eklem ağrısının tedavisinde de seçilmiş olgularda oldukça etkindir.

ÖZEL HAZIRLIKLAR VAR MIDIR?

Uygun bölgeye karar verildiğinde doktorunuz, lokal anestezi (lidokain veya bupivikain) ve antiinfalamatuvar (genellikle bir kortikosteroid) enjekte edecektir. Enjeksiyonun yerinin doğruluğundan emin olmak ve ek enjeksiyonlar gerekip gerekmediğine karar verebilmek açısından, size ağrınızın hafifleyip hafiflemediği sorulabilir. Bu uygulama, etkilenmiş faset eklemi sayısına bağlı olarak daha sonra tekrarlanabilir, Gerçek enjeksiyon birkaç dakika almasına rağmen genel uygulama genellikle 30-60 dakika sürer.

Bir faset eklemi enjeksiyonu uygulanmadan önceki 3 gün, aspirin benzeri antiagregan (kan sulandırıcı) almamış olmalısınız. Ayrıca enjeksiyondan önceki en az 4 saat içinde reçeteli ağrı kesici almamalısınız. Doktorunuzla tüm tıbbi durumlar hakkında görüşünüz. Enjeksiyon günü bazı doktorlar, uygulama öncesi en az 4 saat içinde yiyecek ve içecek (su dahil) almamanızı önerir. Fakat insülin bağımlı diyabet hastasıysanız doktorunuzu bilgilendirin; uygulamadan önce normal yeme alışkanlığınızı değiştirmeniz gerekmeyebilir.

Uygulama öncesi 4 saat içinde ilaç almaya ihtiyaç duyuyorsanız az miktarda suyla izin verilebilir. Enjeksiyon öncesi kısıtlanan yiyecek ve su ihtiyaçları hakkında doktorunuzla görüşün

ENJEKSİYONDAN SONRA NE OLUR?

Ameliyattan hemen sonra bel veya sırt ağrınızda bir azalma veya tamamen iyileşme hissedebilirsiniz. Doktorunuz, ağrının hafifleme seviyesini değerlendirmek için ağrıya sebep olacak bir hareket yapmanızı isteyebilir. Normal olarak uygulamadan hemen sonra yürümeye başlayabileceksiniz. Bazı hastalar, enjeksiyondan sonraki birkaç saat içinde olağan dışı bir şekilde bacaklarda güçsüzlük, uyuşukluk, sızlama hissedebilirler. Tepki süreniz, uygulamada kullanılan ilaçlar yüzünden etkilenebilir ve araba kullanmanız enjeksiyondan hemen sonra tavsiye edilmez. Uygulama sonrası araba kullanabilen birine ihtiyaç duyabilmeniz muhtemeldir.

Evde, enjeksiyon bölgesinde hissedebileceğiniz herhangi bir ağrının buz veya doktorunuzca önerilen bir ağrı kesici ilaç ile tedavisini yapabilirsiniz. Enjeksiyonda uygulanan lokal anestezik maddenin etkisi ortadan kalktığında, ağrınız geri gelebilir. Enjeksiyonun steroid unsurlarının ağrıyı hafifletmeye başlaması 7-10 gün alabilir. İlk günün ardından ağrının izin vereceği kadarıyla günlük aktivitelerinize geri dönebilirsiniz; fakat izin verilecek özel aktivitelerle ilgili tavsiyelerini almak için doktorunuzla görüşün. Çoğunlukla, enjeksiyon sonrası günlük işinize dönebilirsiniz.

İlk tedavi edici faset enjeksiyonundan sonra ağrılarınızda bir azalma olmazsa aynı bölgeye enjeksiyon yoluyla yapılacak sonraki tedaviler genellikle tavsiye edilmez.

Hafif bel-sırt ağrılarının tedavisi için uygulanan faset

enjeksiyonlarının etkinliği tartışmalıdır Araştırmalar faset enjeksiyonları uygulanan hastaların %63’unde 6 aydan daha uzun sürede bel ağrılarında hafifleme olduğunu göstermiştir.

FASET ENJEKSİYONLARINI KİMLER ALMAMALIDIR?

Eğer ağrınız 4-6 haftadan eskiyse, konservatif tedavilerin diğer formlarını denemediyseniz veya hafif bel ağrılarınız varsa tedavi olarak, faset enjeksiyonlarını almamalısınız. Bir antikoagülan ilaç (kumadin ve heparin gibi) kullanıyorsanız ve aşırı kanamadan şikayetçiyseniz bu uygulama tavsiye edilmez. Bu tür ilaçları alıyorsanız, bunu doktorunuza belirtmelisiniz. Bel ağrılarınıza sebep olarak, bir enfeksiyon veya malignitenin sonucu olduğu tanısı koyulduysa, ağrı hafifletmede kullanılan diğer uygulamalar önerilir.

YAN ETKİLERI VAR MIDIR?

Yan etkilerin görülme sıklığı, herhangi tıbbi enjeksiyon uygulamanınki kadardır ve olabilirliğini, uygulama almadan mutlaka doktorunuzla gözden geçirin. Faset enjeksiyonlarından kaynaklanan muhtemel komplikasyonlar, enjeksiyon bölgesinde ağrı, kanama, hematom oluşumu ve enfeksiyondur, Kullanılan steroid içeren ilacın yan etkileri ise sıvı retansiyonu, kilo alma, yükselen kan basıncı, baş dönmesi ve uykusuzluğu içerir, Steroid yan etkileri genellikle geçicidir.

MENİNGİOMLAR

Meningiomlar, genellikle iyi huylu (benign) davranan en sık görülen beyin tümörleridir. Beyin ve omurilik, üç koruyucu tabaka ile çevrilidir: Dura mater, Araknoid, Pia mater. Bu üçüne de ‘Meninks’ adı verilir. Meningiom ismi ‘Meninks’ denilen beyin zarının tümörü anlamına gelse de aslında örümcek ağı şeklindeki ‘araknoid’ zarından (araknoid şapka hücrelerden) kaynaklandığı gösterilmiştir. Meningiomların büyük çoğunluğu iyi huylu, iyi sınırlı, yavaş büyüyen ve cerrahi ile tedavi edilebilir tümörlerdir. Ancak bazı meningiomlar, yerleşim yerleri, tanı konduğundaki tümör boyutuna ve patolojik tipine bağlı olarak hayatı tehdit edici olabilir. Beyinde yerleşmiş bir tümörün iyi huylu olması ile beraber beyin, kranial sinirler ve damarlar ile olan ilişkisi cerrahi olarak tedavi edilebilirliği açısından büyük önem taşır. Bu bilgi meningiomnlar için de geçerlidir. Çoğu hastada tek meningiom gelişmesine karşılık, bazı hastalarda beyin ve omurilikte eş zamanlı gelişen birden çok meningiom olabilir.

GÖRÜLME SIKLIĞI:

Beynin primer (kendinden kaynaklanan) tümörleri arasında %34’ü meningiomlardır. Görülme sıklığı,

100.000 kişide 4,5’tir. Kadınlarda görülme sıklığı 2 kat yüksektir. Yaş arttıkça görülme sıklığı artar. 3070 yaşlar arasında en sık görülür.

SINIFLANDIRMA:

Ameliyat esnasında tümörden alınan örnekler, patolojik incelemeye götürülür. Bu örneklerde, patoloji uzmanı tarafından, mikroskop altında hücrelere bakılır. Hücre ve doku özelliklerine bakılarak tümörün büyüme hızı ve davranış özelliklerine göre sınıflandırılırlar. Dünya Sağlık Örgütü (WHO)

Sınıflamasına göre meningiomlar aşağıdaki gibi sınıflandırılır:

  1. WHO Derece 1 (Benign) Meningiomlar : iyi huylu, en sık

  2. WHO Derece 2 (Atipik) Meninjiomlar: tüm meninjiomların % 8‐10’unu oluşturur. Benign meninjiomlara göre, daha hızlı büyürler ve nüks etme oranları daha yüksektir.

  3. WHO Derece 3 (Malign): Benign ve atipik meninjiomlara göre daha hızlı büyürler, beyne ve başka organlara yayılabilirler. Nüks etme olasılığı diğer tiplere göre daha fazladır.

RİSK FAKTÖRLERİ

Yaş arttıkça meningiom görülme sıklığı artar. Diğer önemli risk faktörü, yüksek doz ışınlamaya maruz kalmaktır. Baş ve boyun kanserlerinde radyoterapi gören hastalarda meningiom gelişme olasılığı daha yüksektir. Fakat bu bilimsel bilgi radyoterapi uygulanan her hastada tümör gelişecek olması anlamına gelmez.

Nörofibromatozis Tip 2’ adındaki genetik bozukluğu olan insanlarda , meningiom gelişme olasılığı daha yüksektir. Meningiomların çok büyük bir kısmı kalıtsal değildir ve bu hastalarda beyin tümörü ile ilgili aile hikayesi bulunmamaktadır. Yapılan birçok araştırmada, cep telefonu kullanımı ile meningiom gelişimi arasında bir ilişki bulunamamıştır.

SEMPTOMLAR:

Meningiomlar, yavaş büyüyen tümörler oldukları için, genellikle yavaş ilerleyici, hafif bulgular verebilir. Radyolojik incelemelerin sayısının artması ve toplumun yaşlanması nedeniyle rastlantısal olarak görülme sıklığı giderek artmaktadır. Hastalar en sık, yavaş ilerleyici baş ağrısı şikayetiyle başvururlar. Ömür boyu, şikayet oluşturmayabilirler veya rastlantısal (örneğin hastanın trafik kazası sonrası yapılan incelemelrde) çekilen Beyin Tomografisi ve ya MR’ı sonucu saptanabilirler. Meningiomların oluşturduğu şikayetler, kafamızın içinde bulundukları yere bağlı olarak değişir. Meningiomlar isimlendirilirken de kafada bulundukları yer göz önüne alınır. Meningiomların en sık bulundukları yerler bilimsel adlarıyla beraber aşağıda belirtilmiş ve oluşturdukları şikayetler özetlenmiştir. Bu sekilde bir özel bir bölgeye ait bir meningiom adı duyduğunuzda daha rahat canlandırabilirsiniz.

  • Konveksite Meningiomu: Beynin üst dış yüzeyinden kaynaklanırlar. Nöbet, baş ağrısı, kol ve bacaklarda güçsüzlük şikayeti ile ortaya çıkabilir.

  • Parasaggital /falks Meningiomu: İki beyin yarımküresini birbirinden ayıran ‘Falx’ adındaki dura katlantısından kaynaklanırlar. Ön yerleşimliler, kişilik değişikliği ve davranış bozukluğuna neden olurken, arkada yerleşenler kuvvet kaybı, görme bozukluğu yapabilirler.

  • Posterior Fossa Meningiomu: Beyin arka çukurundan kaynaklanırlar. Bulantı, kusma, dengesizlik, baş dönmesi şikayeti yapabilirler.

  • Tentorial Meningiom: Beyni, beyin sapı ve beyincikle birleştiren ‘Tentoryum’ adındaki yapıdan kaynaklanır. Baş ağrısı, denge bozukluğu, baş dönmesi yapabilirler.

  • Kavernöz Sinüs Meningiomu: Gözlerde kayma, göz kapağında düşme şikayetleri yapabilirler.

  • Serebellopontin Köşe Meningiomu: Beyincik (serebellum) ve beyin sapı arasında kalan bölgeden kaynaklanırlar. Bu bölgenin diğer tümörü olan ‘schwannom’ da olduğu gibi, yüz felci, işitme bozukluğu, denge kaybı gibi şikayetlere neden olurlar.

  • Foramen Magnum Meningiomu: Kafa tabanının açıklığı olan bölgeye yakın bölgeden çıkar. Bu açıklıktan beyin sapı geçer. Ense ağrısı, kollarda ve bacaklarda güçsüzlük , his kaybı şikayetleri yapabilirler.

  • Orbita İçi Meningiomu: Göz küreleri içinden kaynaklanırlar. Görme bozukluğu, gözlerde kayma şikayeti yapabilirler.

  • Sfenoid Kanat Meningiomu: Görme bozukluğu, yüzde his kaybı, baş ağrısı şikayetleri yapabilirler. Sfenoid kanat denilen bölgenin iç bölgesine ‘Ön Klinoid Çıkıntı’ adı verilir. Bu bölgeden kaynaklanan meningiomlar, görme keskinliğinde azalma şikayeti yapabilirler.

  • Olfaktor Oluk Meningiomu: Koku sinirinin geçtiği bölgeden kaynaklanırlar. Koku almada bozukluk, unutkanlık, kişilik değişikliği yapabilirler.

  • Spinal Meningiom: Omurilikte yer alırlar. Kol, bacak, bel, boyun ağrıları, his kaybı, güçsüzlük şikayetleri yapabilirler.

Tüm bu şikayetler, bu bölgede yer alan diğer tümörlerde de görülebilir, meningiomlara özgü değildir. Bu nedenle tümörün bulunduğu bölge ile tümör tipi arasında kesin ilişki kurmak her zaman doğru olmaz.

TANI:

Meningiomlar, yavaş büyüyen tümörler oldukları ve şikayet oluşturmayabileceklerinden dolayı, tanı koymak zordur. Hekim, hastasının var olan hafif şikayetlerini başka bir hastalığa bağlayabilir. Yanlış tanı sıktır ve ya tanı koymak yılları alabilir.

Tanı için birinci basamak, hekim tarafından yapılacak uygu anamnez alma (hasta şikayetlerini dinleme ve sorma) ve nörolojik muayenedir. Daha sonra, hekim gerekli gördüğü takdirde, radyolojik incelmeler yapılır. Bunlar; beyin MR (Manyetik Rezonans) ve BT (Bilgisayarlı Tomografi) dir. Bu aşamada çoğunlukla ön tanı konur.

Kesin tanı ise, ameliyata karar verilirse ameliyat sırasında alınan doku parçasının patoloji uzmanı tarafından incelenmesi sonucu konur.

TEDAVİ:

  1. Gözlem:

Bazı hastalar, herhangi tedavi yapılmadan hekim tarafından aralıklı kontrollerle takip edilebilir. Giderek daha fazla radyolojik inceleme yapılması nedeniyle rastlantısal bulunan meningiom oranı artmaktadır ve bu gruptaki hastalarda nasıl bir yol izlenmesi konusunda belirgin bir fikir birliği olması zordur. Şikayeti olmayan ve küçük tümörlü hastalar, hafif şikayetleri olan yaşlı hastalar, cerrahi açıdan yüksek riskli hastalar, tedavi önerilmesine rağmen cerrahi tedaviyi kabul etmeyen hastalar; beyin cerrahi uzmanı ve hastanın karşılıklı onamıyla takip edilebilir. Bu takipler sonucunda; tümör boyutunda büyüme olması, şikayetlerin ortaya çıkması durumunda tedavi önerilebilir. Bazı hastalar, ömür boyu tedavisiz takip edilebilir. Gözlem planlanan tüm hastalarda, kişiye özel karar vermek önemlidir.

  1. Cerrahi:

Meningiomlar, genellikle iyi sınırlı tümörler oldukları için cerrahi tedaviye uygun tümörlerdir. Cerrahi kararı; yaş, genel durum, başka hastalıklar gibi hastaya bağlı faktörler ve şikayetler, meningiomun çıkarılabilirliği, cerrahi tedavinin amacı gibi tedaviye bağımlı faktörler göz önüne alınarak verilir. Cerrahinin amacı, hastada ek bir hasar yaratmaksızın tümörün tamamını çıkartmaktır. Tümör ne kadar çok çıkartılırsa, nüks etme olasılığı o kadar düşüktür. Ancak bazı tümörlerin tamamen çıkartılması, tümör önemli damarları ve sinirleri çıkartılması risk taşıyacak kadar çevrelemişse hastanın yaşam kalitesini bozmayacak şekilde karar vermek doğru olabilir. Ayrıca bazı meningiomların kaynaklandığı yerler beynin hassas bölgeleri olarak isimlendirilen alanları ile yakın komşuluk ilişkisi içerisindedir, bu hastalarda ameliyat sonrası geçici veya kalıcı bir hasar oluşma olasılığı daha yüksektir.

Ameliyat öncesinde, tümörü besleyen damarları doldurmak ve ameliyat sırasında oluşacak kanamayı önlemek amacıyla , nöroradyoloji ekibi tarafından ‘embolizasyon’ denilen işlem yapılabilir.

  1. Radyoterapi (Işın Tedavisi):

Meningiomun öncelikli tedavisi cerrahidir. Ancak, ameliyat sonrası patoloji sonucu kötü huylu olduğu anlaşılan meningiomlarda radyoterapi uygulama kararı verilebilir. Tamamen çıkarılamayan ve nüks (tekrar oluşma) sonrası cerrahiye uygun olmayan meningiomlar, operasyonu yüksek riskli nüks meningiomlar, cerrahi ekip tarafından ameliyat edilemez kabul edilen meningiomlara radyoterapi yapılmasına tedavi eden ekibin yaklaşımı doğrultusunda karar verilir. Standart radyoterapi, Radyasyon Onkoloji Kliniği tarafından uygulanır. Buradaki amaç, ışın etkisiyle tümör hücrelerini, anormal beyin hücrelerini öldürmek ve ya büyümesini durdurmaktır. ‘Stereotaktik Radyoterapi’, başa çerçeve yerleştirilerek sadece tümör üzerine yoğunlaştırılmış ışın verilmesi işlemidir. Gamma Knife, Cyber Knife bu tedavi seçeneğinde kullanılan yöntemlerdir ve bu işlemin uygulamasında özelleşmiş merkezlerde beyin cerrahları tarafından uygulanır.

  1. Kemoterapi / Hormon tedavisi:

Meningiom tedavisinde çok nadir kullanılan tedavi yöntemleridir. Tedaviye yanıt vermeyen kötü huylu meningiomlarda İç Hastalıkları yan dalı olan Medikal Onkoloji tarafından kemoterapi uygulanır. Hormon tedavisi ile ilgili çalışmalar sürmektedir.

Belirtilmesi gereken önemli bir nokta da meningiomlar büyük oranda iyi huylu tümörler olmalarına rağmen, yaklaşık olarak % 10 olguda habisleşme eğiliminin ilk patolojide görülebileceğidir. Ameliyat veya uygulanan diğer tedaviler ne kadar başarılı olsa da meningiomların tekrarlama ihtimali vardır.

SONUÇ:

Meningiomlar, sık görülen, genellikle iyi huylu, yerleşim yerine göre bulgu veren, cerrahi ile tedavi edilebilir tümörlerdir. Birçoğu rastlantısal saptanabilir ve tedavisiz takip edilebilir. Ancak tümörün kitlesine bağlı olarak bası etkisi oluşturanlar, cerrahi olarak tedavi edilmelidirler. Cerrahi sonrası tekrar oluşma olasılığı, tümörün tamamen çıkartılmasına ve tümörün patolojik derecesine bağlıdır.

METASTATİK BEYİN TÜMÖRLERİ

Metastatik tümörler en sık görülen beyin tümörleridir. Her geçen yıl çok daha fazla sayıda hastada görülmektedir. Diğer tüm beyin tümörlerinin toplamından daha çok rastlanmaktadır. Kanserli hastalardaki tedavi olanaklarının gelişmesi ile, daha çok sayıda beyin metastazına rastlanır olmuştur. Otopsi bulguları, kanserli hastaların %20‐50’sinde beyin metastazı olduğunu göstermektedir.

Beyin metastazlarının en önemli nedeni erkeklerde akciğer kanseri, kadınlarda ise meme kanseridir.

KANSER NASIL METAZSAZ YAPAR?

Beyine kanser hücreleri akciğerden geçerek kan yolu ile gelirler. Akciğerdeki veya vücudun başka bir yerindeki kanser hcreleri kan damarlarına girerek dolaşım ile beyine ulaşırlar. Bu nedenle beynin en çok kan alan bölgesi daha çok sayıda metastaz ile karşılaşır. Beyincik ve omurilik soğanında daha az sayıda metastaz görülür. Tüm metastazların %80‐85’i beyinde,

%10‐15’i beyincikte, %3‐5 kadarı da omurilik soğanında ortaya çıkar.

Metastazlar genellikle çok sayıda olmaktadır. Metastazların sayısı, tedavinin ne şekilde olacağı konusunda belirleyici faktörlerden birisidir.

BELİRTİLER

Metastatik tümörler kafa içinde basınç artışına ait belirtiler verirler. Başağrısı, bulantı, kusma dışında tümrün bulunduğu yere göre kuvvetsizlik, dengesizlik, uyuşmalar ve nöbet görülebilir. Bu nedenle kanseri olan bir hastada bu tip belirtiler varsa derhal tomografi veya magnetik rezonans ile tetkik edilmelidirler.

TEDAVİ

Metastatik tümörlerin tedavisinde radyoterapi, radyocerrahi, cerrahi ve kemoterapi tek başına veya kombine şekilde kullanılmaktadır.

RADYOTERAPİ

Metastatik tümörler tedavi edilmezlerse yaklaşık olarak 1 ay içinde hastanın ölmesine neden olabilirler. Bunların tedavisinde en çok kullanılan yöntem radyoterapidir. Bu yolla hastaların yaşam süresinde önemli artış sağlanabilmektedir. Günümüzde genellikle 10 gün süre ile verilmektedir. Bu yolla beyindeki tümör hücrelerinin büyümelerinin durdurulması ve tahrip olmaları sağlanabilmektedir. Radyoterapi yönteminde hem MR’da görülen tümör dokusu ışınlanmakta hem de MR’da görülmeyen tümör hücrelerinin etkilenmesi amaçlanmaktadır. Bazı tümörler (Meme kanseri, küçük hücreli akciğer kanseri gibi) radyasyona oldukça hassastırlar. Bu tümörler bazen radyoterapi sonrası kısa sürede yok olmakta ve MR kontrollerinde görülmemektedirler. Ancak bazı tümörler ( malign melanom, kolon kanseri, böbrek kanseri, küçük hücre dıı akciğer kanseri gibi) radyasyona daha az hassastırlar. Bunlarda radyoterapiye ek olarak radyocerrahi yöntemleri kullanılması gerekebilmektedir. Özellikle küçük hücreli akciğer kanseri olan hastalarda, MR tetkikinde beyinde metastaz saptanmamasına rağmen koruyucu olarak radyoterapi uygulanabilmektedir. Radyoterapiye bağlı yan etkiler: Saç dökülmesi, bulantı, kusma, beyin ödemidir. Geç dönemde ise bazı hastalarda beyin atrofisi, radyasyona bağlı beyin hasarı, demans, unutkanlık görülebilmektedir.

CERRAHİ

Metastatik tümörlerde cerrahi uygulanarak tümörün çıkarılması yaşam süresini uzatmakta etkilidir. Cerrahi genellikle tek sayıda, büyük, ödem yapmış olan ve nörolojik gerilemeye neden olan tümörlerde uygulanmaktadır. Cerrahiye bağlı nörolojik durumda bozulma, kanama, enfeksiyon, tromboemboli görülebilmektedir. Cerrahi sonrasında hastalarda radyoterapi veya radyocerrahi ile ek tedavi yapmak gerekmektedir.

RADYOCERRAHİ

Bu yöntemde yüksek dozda radyasyon kafatası içindeki küçük bir hedef alana yönlendirilmekte ve bu etkiden yararlanılmaktadır. Günümüzde radyocerrahi gamma knife veya LINAC ile yapılmaktadır. Radyocerrahinin avantajı bir günde, tek defada tedavinin yapılabiliyor olmasıdır. Bu nedenle genel durumu iyi olmayan hastalarda çok iyi bir seçenektir. Radyocerrahi ile metastatik tümörün büyümesinin durdurulması ve giderek küçülmesinin, yok olmasının sağlanması oranı %95 civarındadır. Bu cerrahi ile elde edilen değerle aynıdır. Bu nedenle son yıllarda tüm dünyada metastatik beyin tümörlerinin tedavisinde radyocerrahi ilk sırada düşünülmesi gereken tedavi yöntemi haline gelmiştir. Radyocerrahinin önemli bir avantajı birden çok defa kullanılabilmesidir. Eğer bir hastada tümörler zaman içinde farklı beyin bölgelerinde ortaya çıkarsa, her tümöre gerektikçe radyocerrahi yapılabilmektedir. Radyocerrahide beynin tümör görülmeyen bölgeleri ışınlanmadığı için, buna ait yan etkiler görülmemektedir. O nedenle son yıllarda bir grup hastada radyoterapi vermeden sadece radyocerrahi yaparak takip etmek, eğer gerekirse radyoterapi uygulamak yoluna gidilmektedir.

KEMOTERAPİ

Beyin metastazlarında kemoterapi genellikle çok etkili olmamaktadır. Ancak bazı tümörlerde yaşam süresinin uzatılmasına katkı getirebilmektedir.

SONUÇ

Beyin metastazlarının tedavisinde pek çok yöntem kullanılabilmektedir. Günümüzde kullanılan tekniklerle uzun yaşam süresi sağlanabilmektedir.

MRG MANYETİK REZONANS GÖRÜNTÜLEME

MRG, 1980 yılında sağlık için kullanılmaya başlandı Vücudun herhangi bir bölgesinin kesitsel olarak görüntülenmesini sağlar. MRG cihan dev bir miknatıstan oluşmaktadır. Çalışma prensibi güçlü manyetik dalgaların insan hücrelerindeki hidrojen atomunun uyanlip aktif hale gelmesiyle görüntülenmesi istenen bölgeye radyo frekans dalgalan verilip, alınan yantun bir anten aracliği ile toplanıp bir bilgisayar araciyla 3 boyutlu görüntü şeklinde işlenmesidir. Fark vücut bölgelerindeki ve hasta doku üzerindeki hidrojen yoğunluğu nedeniyle karakteristik görüntü elde edilmesini sağlar

MRG’YE İHTİYACIM VAR MI?

Boyun, bel veya sinir köküyle ilgili bir ağrıyla başvurduğunuz sağlık merkezinde bu ağrıların ileride daha ciddi sorunlara yol açıp açmayacağı değerlendirilecektir

Ağrının süresi önemli bir faktördür Eğer ağrı süresi 6-7 haftayı buluyor ve uzuvlarda uyuşukluk ve güçsüzlüklerde başlamışsa tedavi planının belirlenmesinde MRG’nin yeni kaçınılmazdır

HANGI OMURGA HASTALIKLARI VE PROBLEMLERİ İÇİN MRG KULLANILABİLİR?

Genellikle bel ve boyun ağrılarının en sık nedeni dejenerasyon veya disk fıtıklaşmalarıdır. Bilimsel araştırmalar da göstermiştir ki MRG, omur, omurga kanalı ve disk için güçlü bir bilgi sağlar. Bu yüzden detaylı bir hekim muayenesinden sonra hekim tarafından gerekli görülürse bu bölgenin MRG ile taranması kaçınılmazdır.

Gerekli görülürse kullandığı hastalıklar ana başlıkları ile;

  • Omurga kırıkları
  • Disk fıtıklaşması (bel ve boyun fıtıkları)
  • Lomber dar kanal (belde daralma, kireçlenme)
  • Omurga ve disk enfeksiyonu
  • Omurga veya omurilik tümörleri

MRG MAKİNESİ NASIL ÇALIŞIR?

MRG çekim suresi, genellikle incelenecek bölüme göre genellikle 10-30 dakika arasında değişebilmektedir Çekim srasında hareketsiz kalmayı gerektirmesinin dışında genellikle bir zorluğu yoktur. Fakat ciddi ağrısı olar klostrofobisi (kapalı alan korkusu olan, len derecede zeka problemi olan ve çocuk hasta grubu için sıkıntılı bir tetkiktir.

Teknolojik olarak geliştirilen ve en çok kullanılan MRG’ler, kapalı ince uzun bir tüp içerisine hastanın sırtüstü uzandığı bir platformun girdiği makinelerdir. Uzanılan bu platform aşırı şişman hastalar, çocuklar ve klostrofobial olanlar için dezavantajdır. Cihazın çalması sırasında belirgin bir gürültülü ortaya çıkar.

Fakat günümüzde açık MRG diye nitelendirilen dar bir tüp içerisine uzanan bir masa ile bu dezavantajlar giderilmiştir. Fakat bu makinelerin de sağladığı manyetik gücün az olması nedeniyle kaliteli görüntü alınımında yetersizlik olabilir.

MRG CİHAZINA NASIL HAZIRLANMALIYIM?

MRG için aslında çok sıkı bir hazırlığa gerek yoktur. Tek önemsenmesi gereken belki de eğer kontrasthyani ilaçlı bir çekim yapılacaksa tetkik öncesi aç kalınmals ya da ağır bir yemek yenmemelidir.

Rahat kayafet giyinmeli kıyafet üstünde metal olmasından kaçınılmalide Ceplerimizdeki metal eşyalar, üzerimizdeki ziynet eşyaları gibi metal objeler (kúpe bileklik, kolye vb, manyetik alandan zarar görecek banka kartlan, saat, cep telefonu gibi egalan tetkik esnasında yanımıza almamalıyız

TETKİK ÖNCESİ BİLDİRİLMESİ GEREKLİ DURUMLAR NELERDİR?

  • Daha önce herhangi bir metalik cisimle yaralandiniz mi? (kurşun saçma, demir çapaklar
  • Böbrek hastalığı, astım veya alerjik solunum yolu hastaliginiz var mı?
  • llaç alerjiniz var mı?

MRG’YE KİMLER GİRMEMELİ?

Kalp pili, kardiyovertör defibrilatör, elektronik implant veya aygıt, manyetik olarak aktive edilen implant veya aygıt, nörostimulatör veya spinal kanal stimülatörü, kohlear veya işitme cihazı, takma diş-damak, gözde metalik yabancı cisim, insülin veya infüzyon pompası, herhangi tip protez veya implant, yapay veya prostetik kalça, yapay kalp kapağı, stent gibi vücudunda metalleri olan, klostrofobisi olan, gebeliğin ilk 3 ayında olanlar MR tetkiki yapılmamalıdır.

Omurga cerrahisinde kullanılan titanyum implant veya gereçler, MRG ile uyumludur. Bu hastalarda MRG çekiminde sakınca yoktur.

OMURGA EĞRİLİĞİ

İnsan omurgasına yandan bakıldığında tam düz değildir. Boyun ve bel bölgesinde hafif çukurluk (lordoz) ve sırt bölgesinde hafif kamburluk (kifoz) vardır. Arkadan bakıldığında ise tam düz olmalıdır. Skolyoz, omurganın göğüs veya bel bölgelerinde görülebilen, yana doğru eğriliğidir. Normal ve sağlıklı omurgada omurlar arkadan bakıldığında yukardan aşağıya yani boyun, sırt ve bel bölgelerinde düz bir hat şeklinde uzanır. Skolyozda ise omurlar sağa veya sola doğru yer değiştirir ve aynı zamanda kendi eksenleri etrafında döner.

Omurgaya arkadan bakıldığında eğrilik düz durulduğunda bile fark edilebildiği gibi bazen bu denli net değildir ve ancak öne eğilme durumunda, kontroller ve röntgen filmlerinde anlaşılabilir. Skolyoz aslında bir hastalık değil bir bulgudur. Nasıl ki farklı hastalıklara bağlı olarak ateş ya da ağrı gibi bulgular ortaya çıkabiliyorsa, çeşitli hastalıklar da skolyoza neden olabilir. Bu nedenle skolyoz, sağlıklı bir omurga yapısında oluşan biçimsel bir deformite olarak tanımlanabilir.

Skolyoz, birçok hastalığa bağlı olarak ortaya çıkabileceği gibi, farklı yaşlarda ve omurga yapısının çeşitli bölgelerinde görülebilir. İki farklı kişide aynı sebeple ortaya çıkan skolyoz, aynı şekilde seyir göstermez. Skolyozun kişilere göre değişen kendine özgü tedavi yöntemi yöntemleri vardır.

Skolyoz, toplumda yaklaşık %2 ila 4 oranında görülür. Bunlardan çok büyük bir kısmı düşük dereceli eğriliklerdir. Kız çocuklarda erkek çocuklara göre yaklaşık 8-10 kat daha sık görülebilir. Omurgasında eğriliği olan kişilerin ancak yüzde 10’unda skolyoz, tedavi gerektirecek dereceye ilerler. Düzenli egzersiz yapma, sırt kaslarını güçlü tutma, kondisyonu artırma ve daha fit olma skolyoz takibinin ve tedavisinin hemen her basamağında yer alan vazgeçilmez öğelerdendir.

İDİOPATİK SKOLYOZ (NEDENİ BİLİNMEYEN SKOLYOZ)

Skolyozun en sık görülen şeklidir ve kalıtsal bir sebebi olabileceği düşünülmektedir. En sık genç kızlarda, ergenlik çağının hızlı büyüme döneminde ortaya çıkar. İdiopatik skolyoz sıklıkla aileseldir ve genetik (kalıtsal) faktörlere bağlı gibi gözükmektedir. Asıl anlamadığımız, eğimin gelişmesini tetikleyen faktörlerdir. Diğer bir deyişle neden bazı eğimler hızla ilerler de bazıları yavaş ilerler. Skolyoz tam anlamıyla sağlıklı çocuklarda gelişebileceği gibi, beyin felçli (serebral palsi) kas hastalıklı, çocuk felçli, çocuklarda oluşabilir. Doğumsal omurga anormallikleri ve bağ dokusu hastalıkları da sebebler arasındadır. Mongolizm (Down) sendromu da sebebler arasındadır.Buluğ çağında skolyoz ağrı yapmaz ve tespit edilmesi zordur ve skolyozun fark edilmesinden birkaç yıl önce başlamış olabilir. Skolyozun tespitindeki en kolay yollardan biri öne eğilme muayenesidir. Çocuğun omurgasını büyüme tamamlanıncaya kadar düzenli olarak kontrol etmelidir. Çünkü skolyoz buluğ çağ içindeki herhangi bir zaman diliminde ortaya çıkabilir.

Uzun süre oturma veya ayakta durma sonucunda omurgada yorulma olabilir. Bağların zorlanması sonucu devamlı ağrı duyulabilir. Omurga yana doğru eğildikçe, dengeyi koruyabilmek amacıyla, ters yöne doğru ikinci bir eğrilik oluşabilir. Omurgadaki ilk eğrilik ne kadar büyük ise, büyüme tamamlandıktan sonra durumun daha da ilerleme ihtimali o kadar fazladır. Aşırı skolyoz (omurgada 60 dereceden daha fazla eğrilik) solunum problemlerine sebep olabilir.

SKOLYOZUN TEDAVİSİ

Skolyozun tedavi süreci skolyoza neden olan hastalığa ve kişide oluşan skolyoza göre değişkenlik gösterir. Yani bazı hastalar için tedavi süreci doğal akışında devam ederken; kimi hastalarda ise kişinin tedaviye verdiği cevap skolyozun türüne göre değişebilmektedir. Skolyoz çocukluk ve ergenlik döneminde büyüme ile ilerleme göstermektedir. Yani, omurganın eğriliği daha da artmaktadır.

Tüm bu sebeplerden dolayı skolyoz için tüm durumlara uygulanabilecek doğru ve tek bir tedavi seçeneği yoktur. Skolyozun tanı aldığı yaş, eğriliğin yeri ve derecesi, skolyozu oluşturan sebepler, muayene bulguları ve radyolojik tetkiklerden alınan veriler dikkatlice incelenerek, yani skolyoz için yapılacak tedavi ‘kişiselleştirilerek’ hastadan hastaya değişecek şekilde titizlikle uygulanmalıdır.

Her bir tedavi seçeneği kendi içerisinde, hastaya göre değişiklik gösterse de skolyoz tanısı aldıktan sonra genel olarak üç alternatif yol mevcuttur. İlk seçenek izlemdir ve 20-25 dereceden küçük eğrilikler için uygundur ve belli aralıklar ile takip yapmaktan, sportif faaliyetleri ve genel vücut kondisyonunu artırmaktan ibarettir. Skolyoza özel fizik tedavi egzersizleri faydalı olabilir. Ancak bu egzersizler için zamanlama önemlidir. Çok erken yaşta başlanan egzersizler, çocukta erken bıkkınlığa neden olabilir. Bunun sonucunda egzersizin asıl gerekli olabileceği ve hızlı büyümenin olduğu ileri yaşlarda çocuk egzersiz yapmak istemeyebilir.

İkinci seçenek korse tedavisidir. Eğriliği 20-40 derece arasında olan ve büyüme potansiyeli olan kişilerde etkili olan bir yöntemdir. ABD ve Kanada’da çok merkezli olarak yürütülen ve erken dönem sonuçları 2013’te yayınlanan bir çalışma, korse kullanan hastaların ameliyat olma oranlarının, kullanmayanlara göre daha düşük olduğunu açıkça göstermiştir. Yani korse kullananların ameliyat olma ihtimali düşmektedir. Bu erken sonuçla çalışma durdurulmuş ve bütün hastalara korse verilmesi kararlaştırılmıştır. Korsenin günde 20-23 saat takılı kalması etki gösterme açısından önemli bulunmuştur.

Diğer bir seçenek ise cerrahi tedavidir. Cerrahi genel olarak 40-45 derece üzerindeki eğriliklerde gündeme gelir. Akciğer gelişiminin tamamlandığı ergenler ve erişkinlerde düzeltme ve dondurma (sabitleme) ameliyatları uygulanır. Cerrahiye dahil edilen omurlarda hareket sınırlaması yapılacağı için mümkün olan en az seviye ameliyat edilerek en fazla düzelme sağlanabilmesi için ameliyat öncesi hazırlık ve planlama önemlidir.

OMURİLİK YARALANMALARI

Omurilik yaralanmaları, omurganın içinde bulunan sinir dokusunun, travma ya da başka nedenlerle oluşan yaralanmaların genel adıdır. Boyun ve göğüs bölgelerinde omurganın içindeki kanal içerisinden geçen sinir dokusuna omurilik, bunların aşağısında kalan kısımlarına ise sinir liflerinin at kuyruğu şeklinde toplanması nedeniyle Latince kauda equina denir.

Sağlıklı bir insanda omurilik ve sinirler; kollar, bacaklar ve beyin arasında sinir iletimini sağlar ve bunun sayesinde hareket edilebilir ve hissedilebiliriz. Eğer sinir dokusu yaralanırsa (örneğin omurga kırıklarında) bu durum duyu kayıplarına, tam ya da kısmi hareket kayıplarına yani felçlere neden olabilir.

Bazı kırıklarda sinirler hasar görmeyebilir. Bazı kırıklarda ise sinirlerde geçici veya kalıcı hasarlar oluşabilir. Bu tür yaralanmaların tanısı röntgen, bilgisayarlı

tomografi ve bazen de MR ile görülerek konur.

Kırıkların tedavisi; korse ile desteklenerek, cerrahi

yöntemlerle müdahale edilerek ya da her ikisi ile birlikte mümkündür.

OMURİLİK YARALANMALARININ ETKİLERİ NELERDİR?

Omurilik yaralanmaları hem hastaların kendilerini hem de ailelerini ilgilendiren bir hastalıktır. Bu tür yaralanmalar toplum sağlığı açısından da oldukça önemlidir.

Son 50 yılda yapılan çalışmalar, omurilik yaralanmaları açısından bakış açımızı oldukça değiştirmiştir. En önemli gelişmeler, kazadan sonra hastanın bir an önce sabitlenmesi ve kıpırdatılmaması ile toplumun kaza sırasında değerlendirmenin nasıl yapılacağı hakkında bilgilendirilmesi olmuştur. Ek olarak, yeni teknoloji ve ilaç tedavisinin gelişmesiyle başarı oranı günden güne artmaktadır.

Ne yazık ki, bazı hareket kayıplarının günümüzde de tamamen tedavi şansı yoktur.

Omurilik yaralanması olan hastalar, hayatlarının ileriki dönemlerinde başka problemlere de eğilimli olacaklardır. Bu problemlere: siringomyeli yani omurga içerisinde zararlı ve olmaması gereken sıvı birikimi, omurgada ilerleyici şekil değişikliği ve kronik uzun süre devam eden ağrı gelişimi örnek verilebilir. Bu tür beklenmeyen hastalıkların cerrahi yöntemlerle İyileştirilmesi mümkündür.

KONU HAKKINDAKİ ARAŞTIRMALAR NE DURUMDA?

Omurilik yaralanmaları hakkındaki bilimsel çalışmalar dünyanın her yerinde devam etmektedir. Konuyla ilgili çalışmalar 2 ana kategoriye ayrılmaktadır; ilaç tedavisi ve organ nakli ile omurilik tamiri.

İlaç araştırmaları, yaralanmanın olabildiğince erken döneminde işe yarayan ve ikincil olarak gelişebilecek hasarları önlemeye yönelik bir ilaç üzerinedir.

Organ nakli çalışmaları ise; önemli süreğen yani kalıcı yaralanmaları hücresel anlamda tedavi etmeye yöneliktir. Bu hücreler ise schawann veglia hücreleri ile ceninden alınan omurilik ve kök hücreleridir.

Eğer bu ilaç tedavisi ve organ nakli teknolojileri geliştirilebilirse, en başarılı tedavi yöntemi olacaktır.

MÜMKÜN OLAN TEDAVİ SEÇENEKLERİ NELERDİR?

Omurilik yaralanması olan hastalar için ilk tedavi yaklaşımı, hastanın sinir zedelenmesinin engellenmesi ve daha sonra da tamamen iyileştirilmesidir. Yaralanmanın tipine bağlı olarak tedavi seçeneğimiz sadece bir boyunluk takılması, Halo çeket denilen özel bir ortez yerleştirilmesi olabilir. Birçok olguda cerrahi müdahale gerekli olabilir. Cerrahi müdahale kararı hastanın omurilik dışı yaralanmalarının varlığına ve türüne göre verilir.

Cerrahi genellikle omurilik üzerinde uzmanlaşmış bir beyin cerrahı uzmanı tarafından yapılır. Ameliyat yaralanmış omurgayı titanyum vida, çubuk ve benzeri materyallerle sabitleme amaçlı yapılır. Bozulan omurga dizilimi düzeltilir, omurilik üzerindeki bası kaldırılır. Cerrahi müdahalenin bir parçası olarak kemik tamamen çıkarılabilir veya bir kısmı alınabilir.

Yaralanma veya cerrahi sonrası hastanede kalmanın amacı, ikincil olarak gelişebilecek problemleri önlemek ve tedavi etmektir. Bu muhtemel sorunlar; kalp hızında dalgalanmalar, kan basıncı (tansiyon) değişiklikleri, solunum sıkıntısı, ciltte basınca aşırı duyarlılık ve bacaklarda meydana gelebilecek kan pıhtıları gibi sorunlardır.

Hasta tıbbi anlamda toparlanır toparlanmaz fiziksel ve davranışsal tedaviye geçilir. Bu dönemi bazı merkezler rehabilitasyon ünitesi adı verilen bölümlerde yapmaktadır. Fiziksel ve davranışsal tedavi, kas güçlendirme, hastaların günlük hayatta kullanacakları fiziksel kapasiteyi nasıl artıracaklarının öğretilmesi ve bağırsak, idrar torbası ve cinsel yaşamlarının daha iyi bir hale gelmesi için strateji belirleme gibi konuları içerir.

Spastisite (kontrol edilemeyen kas kasılmaları) ve kronik (süreğen) sinir ağrıları, omurilik yaralanmalarında sık görülen sorunlardır.

OMURİLİK YARALANMALARI NASIL ÖNLENEBİLİR?

Hepsinde olmasa da riskli ya da tehlikeli aktivitelerin çoğunda omurilik yaralanması riski vardır. Önleme konusundaki ilk basamak, omurilik yaralanmalarının nasıl oluştuğu ve nedenleri hakkında eğitimdir. Omurilik yaralanmalarını önlemek amacıyla çocuklar ve genç yetişkinler eğitilmeli ve bilinçlendirilmelidir. Güvenli ve alkol alınmadan araç kullanımının önemi de unutulmamalıdır. Tüm sürücülerin omurilik zedelenmesi ve bunun sonuçlanı yönünden bilgilendirilmesi gerekir. Toplumun bu konuda bilgilendirilmesi, omurilik zedelenmesi sıklığını azaltacaktır.

BEKLENTİM NE OLMALI?

Bazı durumlarda, hastalığın durumunu ve fiziksel hareketlerin durumunu değerlendirmek için cesur olunmalıdır. Beyin cerrahı, hastanın nörolojik muayenesini, yaşını, radyolojik bulgularını (röntgen, bilgisayarlı tomografi ve MR) ve diğer klinik bilgisini hastaya ve yakınlarına yardımcı olmak amacıyla göz önünde bulundurmalıdır.

Omurilik hasarının derecesi, hastalığın seyrini etkiler. Omurilik zedelenmeleri, yaralanma sonrası nörolojik duruma göre oluşturulmuş kriterlere dayanılarak tanı alırlar.

Tam omurilik yaralanması, hiç hareket edememe ve tam his kaybı anlamına gelmektedir. Kısmi omurilik yaralanması ise bazı bölgelerde his duyusunun kaybolmadığı anlamına gelmektedir.

Kısmi omurilik yaralanması olan hastaların çoğunda tam iyileşme olabilirken, tam kesi omurilik yaralanması olan hastalarda bu umut zayıftır.

Günümüzde omurilik kesisi olan hastaların yaşamını kolaylaştırmak ve yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla birçok endüstriyel gelişmeler vardır. Tekerlekli sandalyelerin geliştirilmesi, çocuk sahibi olabilmelerinin sağlanabilmesi yönünde umut verici çalışmalar yapılmaktadır.

OMURİLİK ZEDELENMESİNİN NEDENLERİ NELERDİR?

Omurilik zedelenmesine neden olan kaza tipleri yıllardan beri değişiklik göstermektedir.

Sanayileşmiş toplumlarda motorlu araç kazaları, omurga travmalarının en önemli nedeni olmaktadır. Şiddet nedenli, silah ve bıçak yaralanmalarıyla meydana gelen omurga zedelenmelerinin de sıklığı artmaktadır. Spor nedenli yaralanmalar da medyada oldukça sık gözlemlediğimiz omurga zedelenmeleridir.

SIRT AĞRILARI

Birçok kişi hayatı boyunca sırt ağrısı problemi yaşamaktadır.

Çoğunlukla kas kaynaklı problemler nedeniyle oluşan sırt ağrısı daha ciddi hastalıkların da habercisi olabilmektedir.

SIRT AĞRISININ SEBEPLERİ

  • Sedanter Yaşam fiziksel aktivitenin minimum seviyede olduğu, hareketsiz yaşam tarzıdır. Düzenli spor ve egzersizin hayatımızın bir parçası olmamasına bağlıdır. Kötü postür (duruş), masa/bilgisayar başında uzun süreli oturmalar ve sırt kaslarının güçsüzlüğü ağrılar yol açar.
  • Spor yaralanmaları ve trafik kazaları ve benzer yaralanmalar ikinci sıklıkla sırt ağrısının sebebi olarak karşımıza çıkmaktadır. Kaslarda ezilme ve gerilme tarzı basit yaralanmalardan çeşitli kırıklara kadar geniş bir yelpazedeki hasarlara bağlı ağrılar oluşabilir.
  • Fibromiyalji özellikle kadınlarda görülen ve sırt dışında kürek kemikleri, omuzlara da yayılabilen ve yaygın vücut ağrısı yapabilen sık görülen bir hastalıktır. Stres, kaygı ve benzeri faktörler de fibromiyaljiyi artırabilir. Sabah sertliğinin eşlik etmesi, soğuk ve nemli havalarda artması, yorgunluğu beraberinde getirmesi, konsantrasyon güçlüğü ve baş ağrılarıda sıklıkla eşlik eden durumlardır. Nedeni kesin olarak bilinmemektedir.
  • Omurlar arasındaki yastıkçıklar olan disklerdeki fıtıklar daha sıklıkla boyun ve belde görülür. Daha az sıklıkla sırt bölgesinde de fıtık olabilir. Fıtık oluştuğu bölgeye göre bir sinir köküne baskı yaparak göğüs duvarında belirli bölgelerde kuşak tarzı ağrılar veya karıncalanmalara neden olabilir. Eğer oluşan fıtık omuriliğe baskı yapacak olursa yürümede zorluk ve yürüme mesafesinde kısalma görülebilir.
  • Kemiklerdeki zayıflama daha kolay kırılmaya yol açar. Bu kırık en sıklıkla omurlarda meydana gelir. Omurlardaki bu çökme kırıkları sırt ağrısı sebebi olabilir. Her iki cinste de görülebilmekle birlikte daha sıklıkla kadınlarda görülür.
  • Romatizmal hastalıklar kemik ve eklemlerin çevresindeki bağ dokularından köken alan ve kemik-kas-eklem ağrıları ile kendini gösteren hastalıklar grubudur. Ankilozan spondilit ve benzeri bazı romatizmal hastalıklar omurgayı da etkileyerek sırt ağrılarına sebep olabilir.
  • Omurgada eğrilik (Skolyoz, kifoz vb)
  • Omurgaya ait kemik veya sinir yapılardan kaynaklı iyi ve kötü huylu tümörler sırt ağrısı yapabileceği gibi meme, akciğer, prostat vb tümörler de omurgaya yayılım göstererek sırt ağrısı yapabilirler. Gece ağrısı olarak ortaya çıkması ve istirahat ile geçmemesi önemli özelliklerindendir. Ateş, kilo kaybı ve halsizlik gibi belirtiler de eşlik edebilir.
  • Omurgada kireçlenme (dejenerasyon) ağrı etkenidir. Yaşla birlikte omurlar arasındaki eklemlerde ve disklerde bozukluklar ve kireçlenmeler meydana gelir.

SIRT AĞRILARINDAN KORUNMAK İÇİN ÖNLEMLER

  • Düzenli spor yapmak
  • Sigarayı bırakmak
  • Uygun kiloda olmak
  • Ağır kaldırırken, eğilirken dikkat etmek
  • Stresi azaltmak
SPİNAL FÜZYON AMELİYATLARI

Spinal cerrahi, omurga ve omurilik cerrahisidir. Omurga, omuriliği korur, vücudun destek noktasını oluşturur, ayakta kalmamızı, yürümemizi, hareket etmemizi sağlar. Insan bedeninin temel direği olan omurga, omur ya da vertebra adı verilen kemik yapılardan oluşur. Her bir omur kendisinden bir önceki ve sonraki omurla ilişki içinde olup, kuvvetli kas ve bağ dokuları da bu yapıya destek görevi görür. Kas, kemik ve bağlardan oluşan bu sağlam yapıda, her bir omur arasında bulunan disk, insan bedeninde harekete izin veren oluşumdur. Insan omurgasındaki hareketin tipi ve derecesi her omur düzeyinde aynı değildir. Gerek bu hareketlerin farklı dereceleri gerekse omurların yapısal özellikleri nedeniyle omurga üç ayrı bölüme ayrılmıştır. Bu bölümler; boyun omurları (servikal vertebra), göğüs omurları (torakal vertebra) ve bel omurları (lomber vertebra) olarak isimlendirilir. Boyun bölgesi, her yöne harekete izin veren, hareket derecesi yüksek olan bölgedir. Göğüs omurları, göğüs kafesiyle beraber akciğer, kalp gibi organları korumakla da görevli olduğundan en sert, yani en az hareketli kısımdır. Vücut ağırlığının kalça ve bacaklara aktarıldığı bel omurları ise öne-arkaya hareket etmemizi sağlar.

Füzyon, birleşme, kaynama anlamına gelerek bir ya da daha fazla omurun hareketsiz kalmasıdır. Omurga füzyon cerrahisinde amaç, omurları, insan bedeninden alınan kemik parçası ya da gelişen teknolojiyle elde edilen yapay kemik materyalleri kullanılarak hareketsiz, birleşmiş hale getirmektir. Böylece ameliyattan aylar sonra omurlar bir bütün hale gelmektedir.

OMURGADA FÜZYON CERRAHİSİ NE ZAMAN GEREKLİDİR?

Cerrahin, füzyon kararı vermesini gerektirecek çeşitli omurga hastalıkları vardır. Omurga kırıklarında, omurganın şekil bozukluklarında, omurganın aşırı hareket ettiği ağrılı durumlarda ve bazı boyun fitıklarında, omurgada da tumör veya enfeksiyon oldugunda füzyon gereklidir Omurga kırığı füzyon cerrahisinin en az tartışılan gereksinimidir. Her omurga kırığında ameliyat gereksinimi yoktur. Fakat omuriliğe basi, sinir hasarı ya da omurga anatomik bütünlüğünün bozulması gibi çok farklı nedenlerle ameliyat yapılması gerekli olan durumlarda ilgili bölgenin kaynaması için füzyon cerrahisine gerek duyulur.

Omurganın yapısal şekil bozukluğunun olduğu hastalıklarda da füzyon gereksinimi mevcuttur. Skolyoz adı verilen çocuk ve genç erişkinlerde daha fazla görülen “S” şeklindeki omurga yapısı bu tür hastalıklara iyi bir örnektir.

Spondilolistezis olarak adlandırılan, kabaca bir omurun diğer omur üzerinden kayması olarak tanımlanabilecek hastalıklarda, iki ya da daha fazla omur arasındaki anormal hareket olarak tanımlanan instabilite durumlarında füzyon cerrahisi gerekebilir.

Boyun fıtıklarında, fıtıklaşan disk alındıktan sonra füzyon gerekli olabilir. Boynun ön tarafından girilerek yapılan fıtık ameliyatlarında fıtıklaşan disk materyali alındıktan sonra disk mesafesine küçük kemik parçası konularak füzyon işlemi gerçekleştirilir.

Tekrar eden bel fıtığı, daha önce geçirilmiş omurilik ameliyatları, omurga eklemlerinin yapısal bütünlüğünün bozulduğu kireçlenme de denilen dejeneratif hastalıklar, omurganın mekanik dengesinin bozulduğu kemik alınması gereken omurga-omurilik hastalıkları, omurga tümör cerrahisi, ağrılı omurga hastalıkları gibi tablolarda da cerrah füzyon kararı verebilmektedir.

FÜZYON NASIL YAPILIR?

Çok farklı cerrahi yaklaşımlar vardır Temel olarak onden, arkadan, yandan ya da birkaç yaklaşımın beraber yapıldığı ameliyatlarda omurlar arasına kemik yerleştirilir. Boyun bolgesine önden yaklaşım daha sık kullanılırken, gogus veya bel bölgesine arkadan yani posterior füzyon daha sık kullanılır Füzyon cerrahisinin yapılacağı hastalığa göre cerrahi yaklaşım değişir.